Peygamber Efendimiz, bir hadisinde diyordu ki:
“Kim âşık olur, iffetini muhafaza eder ve aşkını gizleyerek ölürse, şehiddir.”
Bu, ne güzel bir müjdeydi...
“Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyevîyesi içinde saadet-i uhrevîyesini kazanır...
Bedbahttır o adam ki sefahate girmiş zevcesine ittiba eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder. Bedbahttır o kadın ki zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklid eder. Veyl o zevce ve zevceye ki birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder...
Hemşirelerim! Daire-i meşruadaki keyfle iktifa ediniz ve kanaat getiriniz. Sizin hanenizdeki mâsum evlâtlarınızla mâsumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir. Hem kat’iyyen biliniz ki, bu hayat-ı dünyevîyede hakiki lezzet, îman dairesindedir. Ve îmandadır. Ve âmal-i sâlihanın her birisinde bir mânevî lezzet var. Ve dalâlet ve sefahatte dahi gayet acı ve çirkin elemler bulunur.”
Bazı kitaplar kelimelere kifayetsiz kalıyor... Yaşanmışlıklarda kendini bulduğundan
Hayat bazılarına altın tepside sunulurken, bazılarına nasipte zorlanır. Verir gibi yapıp, kandırır gibi...
“Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Hakikî zevk, elemsiz lezzet, kedersiz sevinç ve hayattaki saadet, yalnız îmandadır. Ve îman, hakikatlerin dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir lezzette çok elem var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurdurur gibi hayatın lezzetini kaçırır...”