“Çünkü bir insanı etkilemek demek, ona ruhunuzu vermek demektir. O kişi kendine has düşünceleri aklından geçirmez ya da ruhu kendine has tutkularla alevlenmez. Erdemlerinin onun için hakikati yoktur. Günahları, tabii günah denen bir şey varsa, emanettir. Başka birinin melodisinin yankısına, onun için yazılmamış bir rolün oyuncusuna dönüşür. Hayatın gayesi insanın kendini geliştirmesidir. Hepimizin burada olma sebebi, kendi doğamızı bütünüyle anlamaktır. İnsanlar bugünlerde kendilerinden korkar oldular. Sorumlulukların en yücesinin insanın kendine borçlu olduğu sorumluluk olduğunu unuttular. Elbette yardımseverlik gösteriyorlar. Açları doyurup biçareleri giydiriyorlar. Ne var ki bizzat kendi ruhları açlıktan kıvranmakta ve çırılçıplak durmakta. Cesaretimizin soyu tükendi artık. Belki de aslında hiç cesur olmadık. Ahlaki değerlerimizin temelini oluşturan toplum korkusu ve dinin sırrı olan Tanrı korkusu, bizi yöneten bu ikisidir işte. Yine de…”