Herkese mutlu günler diliyorum her sayfasında bir sonraki sayfa nasıl acaba diyerek bitirdiğim bir kitap ile karşınıza geldim bu sefer.
Hayatımız boyunca verdiğimiz her karar, acaba görünmez bir yol ayrımına mı dönüşüyor? Bir tercihi seçerken diğer tüm ihtimaller başka evrenlerde yaşamaya devam ediyor olabilir mi? Eğer öyleyse, şu an kaç farklı "sen" farklı hayatlar sürüyor.
Bu sorunun peşine düşen oldukça sürükleyici bir kitap okudum: Karanlık Madde.
Jason Dessen sıradan görünen bir hayat yaşamaktadır; sevdiği eşi Daniela ve oğlu Charlie ile mutlu bir düzen kurmuştur. Ancak bir gece hayatı tamamen değişir. Gözlerini açtığında kendini, yıllar önce farklı bir seçim yapmış olduğu alternatif bir yaşamın içinde bulur. Bu dünyada Jason, ailesini kurmak yerine kariyerini seçmiş, büyük başarılara ulaşmış ünlü bir bilim insanıdır.
Fakat başarı her zaman mutluluk getirmiyor. Alternatif Jason, sahip olamadığı hayatı özlemekte ve bunun için sınırları zorlayan bir keşfe imza atmaktadır: İnsanları farklı olasılıkların yaşandığı evrenlere taşıyabilen bir teknoloji.
Böylece iki Jason'ın yolları kesişir ve gerçek hayatına dönmeye çalışan bir adamın nefes kesen mücadelesi başlar. Kitap boyunca "Ya farklı bir karar verseydim?" sorusu zihninizden çıkmıyor.
Bilim kurgu ile gerilimi ustaca harmanlayan, temposu hiç düşmeyen ve okuru sürekli düşündüren bir romandı. Sayfalar ilerledikçe kendi hayatınıza ve seçimlerinize farklı gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Farklı kararların ihtimallerini yaşayacağınız bir kitapblake Blake Crouch kesinlikle tavsiye ediyorum
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018412 okunma
Dersim Özel Herkese mutlu hafta sonları diliyorum bugün @dersimozel den çok etkileyici bir kitap ile geldim normal polisiye dışına çıkmak isteyenler için çok etkileyici bir kitaptı.
Kadın cinayetlerinin artık sıradan bir haber gibi geçtiği bir ülkede, her sayfa insanın içine ağır bir sızı bırakıyor… Kimi sevdiği adam tarafından, kimi kendi ailesi tarafından yarım bırakılmış kadınların gölgesi kitabın her satırına sinmiş.
Cinayet büro komiseri, gördüğü onca ölümün yükü altında yavaş yavaş gerçeklikten koparken; karşısına çıkan gizemli bir adamla birlikte kendini içinden çıkamadığı bir döngünün içinde buluyor. Tıpkı kitapta anlatılan Mobius şeridi gibi… Sonu başına, başı sonuna dokunan karanlık bir döngü.
Bu hikâyede olaylardan çok insanların kırılmış ruhları konuşuyor. Özellikle sarı rengin her kadın ölümünün etrafında dolaşması çok çarpıcıydı benim için; korkunun, ihanetin, yalnız bırakılmışlığın rengi gibiydi…
Klasik polisiyelerin aksine, temposundan çok bıraktığı hisle etkileyen; insanın zihninde uzun süre yankı kalan psikolojik bir yolculuktu.
Herkese mutlu günler dilerim mükemmel bir kitap ile geldim yine cemile Cemile Kurtaş
Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda hikâye bitmez; içinizde yaşamaya devam eder… Bu kitap da tam olarak öyleydi. Çocuklukta duyulan kırıcı bir cümlenin, eksik bırakılmış bir sevginin ya da görülmeyen bir yaranın insanın ruhunda yıllarca nasıl taşındığını derinden hissettiriyor.
Okurken kendinizi sadece karakterlerin hayatına değil, kendi geçmişinize de bakarken buluyorsunuz. Bazı satırlarda durup uzun uzun düşünmek, bazılarında ise boğazınızda bir düğümle sayfayı çevirmek kaçınılmaz oluyor. Hızla okunup geçilecek değil; sindire sindire, hissede hissede okunacak kitaplardan biri.
Melankolik atmosferi, insanın içine dokunan cümleleri ve bıraktığı o tanıdık kırgınlık hissiyle uzun süre akıldan çıkmayacak bir okuma oldu benim için.
Zekeriya Çetin
Herkese mutlu günler dilerim benim içimi sızlatan bir kitap ile geldim Ali'ye o kadar üzüldüm ki bazı yerlerde burnum sızladı ağlamamak için zor tuttum kendimi.
Bazı acılar vardır, sesi çıkmaz ama insanın içini baştan sona doldurur. Okudukça, sanki o enkazın altında kalan sadece bir hayat değilmiş gibi geliyor; nefesim daralıyor, zaman ağırlaşıyor.
Ali’nin hikâyesi bana şunu düşündürdü: İnsan bazen kaybettiklerini değil, onlarla birlikte kaybolan kendini arıyor. Yıkılan sadece duvarlar değil; bir insanın ait hissettiği yer, kurduğu küçük dünya, “yuva” dediği her şey.
En çok da şu çarpıyor: Beklemek… Umudu kaybetmeden ama gerçeği de tam kabullenemeden, iki arada kalmak. İnsan kalbi bazen gerçeğe karşı kendini korumak için en masum yalanlara sığınıyor. “Belki…” diyerek tutunuyor hayata.
Bu kitap bana bir hikâye anlatmadı sadece; omzuma görünmez bir ağırlık bıraktı. Bitirdiğimde içimde geçmeyen bir düğüm kaldı. Çünkü anladım ki, bazı kayıplar sadece yokluk değil; insanın içinden bir parçanın sessizce kopmasıdır. Kesinlikle tavsiye ederim...
Jack London Herkese merhaba yine filme uyarlanmış bir kitap ile geldim karşınıza.
Bugün, doğanın vahşi ve acımasız yüzünü, bir köpeğin, Buck'ın hikayesi üzerinden ustalıkla anlatan zamansız bir klasiği, çok sevdiğim yazarın bu kitabını biraz anlatayım.
Buck, lüks ve konforlu bir hayat sürerken kaçırılıp Yukon'un buzlu ve zorlu dünyasına atılan bir köpek. Hikaye, onun bu yeni dünyada ayakta kalma mücadelesini, içindeki vahşi içgüdülerin uyanışını ve medeniyetin zincirlerinden kurtulup doğanın çağrısına kulak verişini konu alıyor.
Sadece bir köpeğin hikayesini anlatmıyor; aynı zamanda hayatta kalma arzusu, güç, sadakat ve insanın doğayla olan karmaşık ilişkisi gibi derin temaları da işliyor. Buck'ın dönüşümü, okuyucuyu hem heyecanlandırıyor hem de düşündürüyor. Doğanın gaddarlığı ve güzelliği, kitabın her sayfasında hissediliyor.
Eğer doğa sevgisi, macera ve hayatta kalma hikayelerinden hoşlanıyorsanız, mutlaka okumanız gereken kitaplardan biri. Yazarın sade ama etkileyici dili ve sürükleyici kurgusu, sizi Yukon'un uçsuz bucaksız beyazlığına götürecek. Tabiki filmini de izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim...