Agâh tek başına bir adamım, diye haykırırken aslında en kalabalık yalnızlığın içindedir. Âsi susar. Çocuklar kapı aralıklarında büyür. Ev, rakı kadehlerinin buğusunda yavaş yavaş erir. Ama mesele yalnızca bir adamın öfkesi değildir.
Mesele; bir bakışın körlüğü, aynada tanınmayan bir yüz, çamurdan yapılan bir baba…
”Ben babam gibi olamayacağım.” Bir çocuk bunu söylediğinde dünya gerçekten değişir mi? Yoksa akrep ile yelkovan sonsuza dek aynı kavgayı mı sürdürür?
Yazarın dili duygusal ve akıcı. Özellikle karakterlerin iç düşüncelerine yoğunlaşması kitabı daha etkileyici hale getiriyor. Hikâye, okuyucuya şu soruyu düşündürüyor:
“İnsan gerçekten değişebilir mi, yoksa sadece kendini mi kandırır?” Kısaca; duygusal, psikolojik ve düşündüren kitapları seviyorsan seni içine çeken, yer yer karanlık ama merak uyandıran bir roman diyebilirim.
Bu roman alkolün buğusuna, erkekliğin ezberine, suskun kadınların sabrına, baba gölgesinde ezilen çocuk kalbine ve değiştir diye haykıran bir ruhun paramparça yankısına ayna tutuyor. Kendinizi bir anlığına Ağah’ın yerine koyun. Ya da Ezelin. Ya da çamurdan yapılmış o toprak babanın…
Yazar ile tanışma kitabım oldu iyiki de kalemi ile tanıştım. Okuması zevkli çok güzel bir hikaye okudum. Yazarın dili duygusal ve akıcı. Duygusal , psikolojik ve düşündüren kitapları seviyorsanız tavsiye ederim.
İnsan gerçekten değişebilir mi, yoksa sadece kendini mi kandırır?
”Ve insan, bazen nefes aldığı hâlde tükenirdi.”
”Çünkü söylenmeyen her söz , söylenen sözlerin gölgesinden daha büyüktür.”