"Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kirik kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller
Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yagmur igri igri düser toprağa
Ulur aya karsi kirli çakallar
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakisin ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek..
Zeytin agaçlari sögüt gölgesi
Bende çikar günes aydınlığa
Bir nisan yüzüğü, bir kapi sesi
Seni hatirlatiyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, sögüt gölgesi
Zambaklar en issiz yerlerde açar
Ve vardir her vahsi çiçekte gurur
Bir mumun ardinda bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en issiz yerlerde acar"
İlk ezberlediğim şiirdi. Çok ama çok üzüldüm 😔
Bundan 5 6 sene önce hesap açmıştım 1000Kitaptan bugün Instagramda görünce fark ettim ve aklıma geldi. Ama üzüldüm de insanlar burayı farklı bir şekilde kullanmaya başlamışlar.
"Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum.
Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok.
Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben."
Nilgün Marmara