Osmanlı Devleti'nin yıkılışından sonra kurulan devlet, sadece "var olmayı" ana amaç edinmişti, demiştik. Arkası sonra gelecekti. Arkası sonra geldi, ama, bu gelen, ne yazık ki, bin yıllık devlet ve millet geleneğine uygun yeni bir açılım yerine, onu terkedip batılılaşma denen akımın denemesine giriliş oldu. Bu girişim, halkın içine kapanması ve aydın kadroyu kendi haline bırakması şeklinde bir oluşuma dönüştü. Aslında, yeniden devlet ve milleti ayakta tutacak "doğru", "iyi'', "güzel", idealarını tesbit etmek, bunun için kendi uygarlığımız olan Îslam Uygarlığının bu idealar açısından öz kaynaklarına başvurmak, aynı zamanda Batı uygarlığının bu idealar çerçevesinde gerçekleştirdiklerini de araştırmak, bu ikisi arasında bir "sentez"e değil, dışımızdakinden haberli olarak içimizdekini diriltmeye gitmek lazımdı. Bu yapılmadıkça, daima bir "otorite yoklugu"ndan, "devlet eksikliği"nden, "iktidar boşluğu"ndan bahsedilecek ve böyle bir uygarsızlık ve idealsizlik ortamında, marksizm, anarşi, terör boy verecektir.