Böyle bir insan için resmi, şiiri, yahut düşünmesi bir amaçtır; başkası için bir araçtır. Bu başkaları ona kendi çıkarları için bakarlar ve kural olarak onu nasıl geliştireceklerini gayet iyi bilirler, çünkü onlar gizli kapaklı yollardan çağdaşlarının teveccühlerini kazanmaya çalışırlar ve onların ihtiyaçlarına ve keyiflerine kul köle olmaya hazırdırlar. Bu yüzden onlar genellikle uygun koşullar içerisinde yaşarlar; halbuki deha çoğu kez berbat koşullar içerisinde sefil ve perişan yaşar. Çünkü o kendi kişisel refah ve rahatını nesnel amaca feda eder; onun böyle yapmasının tek nedeni elinden başkasının gelmemesidir, çünkü onun vakar ve ciddiyeti burada yatar.
Gerçekten insanların çoğu, her ne kadar bunun açıkça farkında olmasalar da, kalplerinin en derinlerinde düşünceye hayatlarında mümkün olduğunca az yer vererek idare etme kararındadırlar ve bu onların davranışlarına yön veren en temel düsturdur, çünkü onlar için düşünme en zahmetli yüktür.
Bizim dünya görüşümüz Batılı dünya görüşü gibi, kupkuru zihinsel şekillerden, alemin edilgen yansımalarından, tabiatın soyut, ruhsuz ve coşkusuz resimlerden oluşan bir koleksiyondan ibaret değildir. Aksine hayatla bir tür doğrudan bağlantıdır. Yangının formülünü keşfetmek değil, ateşin üzerine elimizi koymaktır. Kâinatla iç içe geçmek, varlığın ruhuna bağlanmaktır; insanın, hayatın akışı ve tabiatın hareketi içinde akmasıdır ya da tabiatın ve hareketin insanın varlığının derinliklerinde ve kanının içinde akmasıdır. Hasılı, bir tür cezbeye kapılmak, iki varlık arasında mıknatısî bir çekime girmektir.