Emrah

Bir kimsenin başına belâ iner de ona sabrederse bunda dört haslet olur: Birincisi kazandığı kötülüklerin örtülme­sidir. İkincisi: Kulluğu ve başkasının kendisi üzerindeki mülkiyeti bilmektir. Üçüncüsü: Musibetleri izleyen sevap ve daimî nimettir. Dördüncüsü: Nimeti şiddetten ayırmaktır. Çünkü şiddet sebebiyle nimetin kadri daha iyi bilinir.
Sayfa 201·Kitabı okudu
Reklam
"Ve Rabb’in bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin." (Nahl: 68) Arıı ve diğer hayvanla­ra ilham etmesi iki şekilde yorumlanması muhtemeldir: Biri şudur: Allah bu hayvanları çeşitli tabiatlarda yarattı; ki onlar bu tabiat sayesinde menfaatleri, tehlikeleri, yaşama yerlerini, beden ve ruhlarını devam ettirecek hususları bi­lirler; beden ve ruhun zararına ve faydasına olanları, kendilerini buna çağıran yahut buna işaret eden, emreden ve yasaklayan birinin var olduğunu bilmez­ler mânasına gelmesi muhtemeldir. Fakat onlar yaratılıştan bunları biliyorlar; daha birçok şeyi de herhangi bir kimsenin kendilerine öğrettiğini bilmeden bunları tabii olarak bilirler. Buna şu örnekler verilebilir: Suda yüzen kaz, ona yüzmek öğretilmeden yüzer; havada uçan kuş da böyledir, kendisine uçmak öğretilmeden uçar. Buna göre, bu hayvanların bildiğini bilmeksizin sözü edilen fayda ve zararları anlaması ve bilmesi muhtemeldir. İkincisi: Muhtemeldir ki yüce Allah bu eşyanın yaratılışını, emir, yasak gibi hitaplara vakıf olacak ve benzerini insanın bilemeyeceği hususları bilecek kabiliyette yarattı. Görmez misin ki insan faydalı ve tehlikeli olan şeyleri ancak öğrenmekle bilir, hayvanlar ise hacmi ne kadar küçük olursa olsun, (öğretilmeksizin) bilir, öyle ki tehlikelerden korunur, faydalı olan eylemlere ve nesne­lere rağbet eder.
Sayfa 163·Kitabı okudu
"Eğer Allah insanları haksızlıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı." (Nahl: 61) Bu İlâhî beyan yaptıklarına karşılık Allah’ın, asilerin kökünü kazıma ve yok etme hakkı olduğuna işaret eder. Fakat Allah lütfü ile onları belirlediği bir müddete kadar bırakmıştır. Eğer Allah’ın böyle yapma hakkı bulunmasaydı yaptığı tehdidin bir anlamı olmazdı. Ebû Zeyd el-Belhî de şöyle demiştir: Allah, yaptığı tehditler sebebiyle kendisine ulaşan zarar yahut fayda için tehdit etmez, fakat hikmetin gerektirdiğine uygun olarak tehdit eder. Bu durum da tehdidin lazım ve vacip olduğuna işaret eder. Biz şöyle diyoruz: Allah hikmetin gereğine göre tehdit ediyor, oysa tehditten sonra Allah (rahmet ve lütfunun gereği olarak) onlara mühlet vermiştir. Buna göre, işledikleri büyük günahlar sebebiyle onları cehennem ateşine soktuktan sonra oradan çıkarması caiz olur.
Sayfa 151·Kitabı okudu
"Onlar, Allah’ın ölen birini diriltmeyeceğine dair en büyük yeminleri ettiler. Aksine bu, Allah’ın bizzat üstlendiği gerçek bir vâdidir." (Nahl: 38) Ölümden sonra dirilmenin akli izahına gelince, bu dünyanın sadece yok edilmek için yaratılmış olması hikmetin dışındadır.Çünkü amacı olmayan her iş faydasızdır, abestir. Hikmete gelince Allah’ın veli kullarına yaptıkları zulüm sebebiyle zâlimlerden intikam alması, güzel ve iyi işler yapmaları dolayısıyla yaptıklarına karşılık ihsanda bulunması gereklidir. Zulmü sebebiyle eğer zâlimden intikam almak, güzel iş yapanlara, güzel iş yap­tıkları için mükâfat vermek üzere diriliş ve öldükten sonraki hayat var olma­saydı taatlara ve güzel işler yapmaya teşvik etmenin ve zâlimleri intikamla teh­dit etmenin bir faydası olmazdı. Dolayısıyla ölümden sonra dirilmek, zikretti­ğimiz sebeplerden dolayı vaciptir, Allah’ın veli kulları ile Allah’ın düşmanlarını birbirinden ayırmak da vaciptir. Allah bunları dünyada bir arada yaşatmıştır, oysa hikmet açısından bu iki grubun birbirinden ayrılması gereklidir.
Sayfa 128·Kitabı okudu
"Sakın ola ki, onlardan bazı gruplara verdiğimiz geçici dünya nimetine göz dikmeyesin! (Hicr: 88) Bu âyette, Mûtezile’nin görüşünü nakzeden delil vardır. Çünkü Mûtezile şöyle diyor: Allah bir kimseye ancak dinde en yararlı olanı (aslah) verir. Eğer Allah’ın bu kimselere verdiği nimetler onlar için din yönünden en yararlı olsaydı, el­çisini, gözlerini bu mallara dikmeyi yasaklamazdı. Dolayısıyla Mûtezile’nin görüşünün aksine, bazan Allah din itibariyle en faydalı olmayanı da verdiğine işaret etmektedir. Bunun gibi şu âyet de inkârcılara mühlet verilmesinin sebe­binin sadece günahlarını arttırmak olduğunu belirtmektedir: "İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz fırsatın sakın onlar için hayırlı olduğunu san­masınlar. Onlara verdiğimiz fırsat ancak günahlarını arttırmaya yarıyor." (Al-i İmran: 178)
Sayfa 74·Kitabı okudu
Reklam