Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Japon edebiyatıyla ilk defa tanıştığım kitaplardan biri Benim Savaşım kitabı. Özellikle Japon edebiyatında bu yazarı çok merak ediyordum. Çünkü daha önce birçok kez İnsanlığımı Yitirirken kitabına rastlamıştım ve o kitabı bende oldukça merak uyandırmıştı. Aslında o kitabıyla Japon edebiyatına giriş yapıp bu yazarın kalemiyle tanışmak istiyordum ama nasip bu kitabıylaymış.
Kitabın içeriğine gelecek olursak kendi anılarından oluşan bölümlerde bahsettiği konuları daha çok eleştirel yaklaşımla anılarıyla birlikte anlatmış. Ve özellikle de bir bölümü varki tam kitabın ismiyle örtüşen kısım burası olmuş bence. Bölümün adı Alacakaranlık ve ayrıca bu bölüm beni çok etkilediği için bu kısmı ele almak istedim ben de yorumumda. Yazarın Tokyo'da Mitaka'daki evleri savaşta bir bombalama sonucu yıkıldığı için eşinin memleketine Kofu'ya taşınıyolar. Ve aslında kendisinin yaşam mücadelesi burdan sonra başlıyor. O zamanlarda Showa Dönemi diye geçen İmparator Hirohito'nun saltanatını sürdüğü dönemlerdi. Ve bulundukları bölgede sürekli ateş altındaydı. O yüzden Osamu Dazai de ailesiyle birlikte sürekli korunaklı ve sığınacak bir yer bulabilmek için ordan oraya sürükleniyolardı. Bir de iki tane küçük çocukları vardı. Bunlardan birinin göz sağlığı problemlerinden dolayı da görme yetisini kaybettiği için de büyük sıkıntı içerisindeydi. Osamu Dazai yaşadığı bu sıkıntılı durumların sebebini bir yandan kendisiymiş gibi düşünmeden edemiyordu. Çünkü düzenli bir iş hayatı edinememişti. Ve kendisini bundan dolayı sorumsuz hissediyordu.
O dönemlerde bombardıman altında kalan insanların verdiği mücadeleler ve tüm evini, eşyalarını kaybetmelerine rağmen bir şekilde hayata tutunma gayretiyle yaşamlarını sürdürmelerini ve ayrıca umutlarını her daim diri tutmayı başarmaları yüreğime dokundu.
Gerçekten