Hayatta yaptığımız doğru bildiğimiz ya da doğru hissettiğimiz tercihler bizi ya sonsuz mutluluğa götürür ya da sonsuz mutluluğa. Bu süreci biz belirleriz aslında.
Bu hikayede de doğru hissettiğini zanneden Pınar kendini bir aşk üçgeni içerisinde bulur. Pınar'ın çocukluk aşkı olan Fatih ile sürdürdüğü beraberliğinden sonra yaşadığı hayal kırıklıkları ve yaşadığı eziyetlerden sonra kurtulmak için Aras'a koşarak Fatih'le yaşadığım sıkıntılardan Aras'a tutunarak kurtulmak istiyordu. Bu sefer çocukluğunda Aras'a konuşmaya bile tahammül edemezken yıllar sonra Aras'ın onun kurtuluş yolu olduğu düşüncesi aklına bile gelmezdi fakat Aras'a sığınarak Fatih'ten kurtulmak istiyordu. Aras da hala onu sevdiği için bu yaşadıklarına göz yumamadı ve Pınar'a sahip çıktı.
Buralara kadar okurken Aras'la Pınar'ın yeniden aşk doğumunu izlerken içimde yaşadığım heyecan ve aşk dolu duygularla birlikte buraya kadar her şey güzelken ve aras favorim olmuşken o sarışın kızın gelmesi ile Aras gözümden düştü bi anda. Evet tam da öyle oldu. Sarışın kız kim diyeceksiniz sürpriz olsun, onu kitabı okurken öğrenin anlayacaksınız kim olduğunu. Ve az önce dedimya Aras bi anda gözümden düştü diye yeniden gözüme girmeyi başardı, gelişen olaylar karşısında Pınar'a olan sonsuz beslediği aşkı ve vazgeçmeden elinden tutuşu beni benden aldı diyebilirim.
Tüm bu olanlardan sonra kitabın bu şekilde sonlanacağını hiç düşünmemiştim. Yani sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Çünkü tam bir olay yaşanırken o olay yarım kalıp başka bir şekilde evrilerek yaşanmaya devam ediyor. Bu sefer de benim aklım bi önceki olayda kaldı. Mesela Cengiz ve Yeliz durumu ne oldu? Diye. Olaylar karşısında Pınar'ın yaşadıklarının rüya olması onun yaşadığı üzücü olayları hatırladıkça bir yandan içim rahatlamıştı ama bir sonuca bağlanmaması beni