Elif Tekin

Böyle yaşıyordum epeydir. Ele avuca sığmaz ve fakat narin bir kuş kılığında: ‘Hadi kafesle beni, kafesleyemezsin ki!’ Kışkırtıcıydım ve şendim. İstemem yan cebime tavrıyla giriyordum kafese. ‘Beni sen istedin bak, ona göre!’ Her ilişkiye çekingen bir âşık rolüyle başlıyordum. Bununla da kalmıyordum, bu kez kesinlikle âşık olduğuma inanmak istiyordum. Kendimi zorluyordum âşık olmak için. Aşkın da inanç gibi irade dışı bir şey olduğunu kabul etmek istemiyordum. Olunabilir diye düşünüyordum, tıpkı önlenebildiği gibi, âşık olunabilir de. Yeter ki emek ver, zaman harca. Ama bir faydası olmuyordu. Kendimi âşık sanıyordum bir süre. Sonra bu sevgilinin de cahil, zevksiz, sıkıcı, kötü, hain, aptal, kurnaz, ciğeri beş para etmez, vesaire olduğu gerçeğini kendime itiraf ediyordum.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ölüme atlamak müthiş olmalıymış. Hem bir kitapta okumuş, ölürken hiç acı çekmiyormuş insan. Hatta ölüm anı orgazma benziyormuş. Beyin adrenalin ve serotonin bayramı yapıyormuş.
Alıntı
Günah da her şey gibi unutulabilen bir şeydi. Ayrıca zaman vicdanın ağrı kesicisiydi. Zaman ağrıyı acayip hafifletiyordu.
Alıntı
Ama hâlâ yaşanabilir de, ölüm meçhul bir ülke çünkü gitmeye korktuğumuz.
Alıntı
Bizde itiraf yoktur. Bizde bahane, mazeret, gerekçe, sebep, kulp, kılıf, bir dokun bin ah işit vardır. ‘Yaptım ama bi sor, niye yaptım’dır bizde itirafın karşılığı. Madem yakaladın suçumu, sor ki sebebini anlatayım, kıvırayım, dolandırayım, böylece asıl mağdurun ben olduğumu gör!
Alıntı