Elif Tekin

"Ben senin yorgununum."
Puan vermedi·64 syf.··
2025 42. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 16:16
Byung Chul Han severek okuduğum çıtır felsefe kitapları yazan bir felsefe profesörü. Yorgunluk Toplumu'nda yorgunluğun kitleleri nasıl bir duruma getirdiğinden ve insanın yorgunluk psikolojisinden derin bir felsefe diliyle bahsediyor. İnsan ilerlemeyi çalışma olarak gördüğü için, çalışırken de kendini bir makine misali duygudan ve farkındalıktan uzaklaştırdığının ve böylece bir fare yarışına kurban gidip kendini ötelediğinin farkına varmıyor. Oysa insanı hayvandan ayıran eşsiz bir mücevher olan akıl sorgulamayla beslenir. Byung Chul Han ise insanın kendini sorgulamadan çalışmaya ve egosunu beslemeye ve kendi deyişiyle "animal laborans" yani çalışan hayvan olarak görmediği sürece tükeneceğini söylüyor. Yani aslında hayat her daim ilerliyor elbette ve insanın da çalışmak uğruna av da avcı da olduğu bir toplumda başarı uğruna her şey mübah da görülüyor tabii ki. Ama hayatın bu koşuşturmacasında bir es verebilmek ve kendimizi tereddütün kucağına bırakabilmek de gerekiyor bazen. Ve insanlar birbirleriyle etkileşim halinde olduğu sürece insandırlar aslında. Bence tıpkı bir bahçe misali olan bu dünyada, tohumlarımızı başka çiçeklere saçarak birbirimizle varolabildiğimiz çiçekler gibiyiz. Sadece bazen kendi tozlarımızı düşünmemek ve bu engin bahçenin farklı kokular karışmış meltemine kendimizi bırakıvermek gerekiyor.
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · Açılım Kitap · 20152,161 okunma
Reklam
Puan vermedi·136 syf.··
2025 7. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2025 19:59
Yıllar önce 8 yaşında bir kız çocuğuyken denk gelmiştim bu kitaba. Öyle içime dokunmuştu ki o küçük kızın en sevdiği kitabı olmuştu. Şimdi bir genç kız olarak yeniden okudum ve yine o tatlı duyguları hissettim. O yüzden incelemek istedim. Sara babasıyla yaşayan annesi ölmüş alçakgönüllü, tatlı bir kız çocuğu. Babası çok varlıklı ve onun eğitimine önem veren, kızını gerçekten prensesler gibi yaşatan iyi bir baba. Hikayemiz ise babasının Sara'yı yurtdışında bir yurda vermesiyle başlıyor. Varlıklı iyi eğitimli ve kelimenin tam anlamıyla gerçek bir prenses olan bu kız herkesin gönlünü fethediyor, kimileri kıskanıyor, kimileri hayran oluyor ona. Ama bizim Saramız herkese aynı davranıyor, hareketleri, düşünceleri, soylu bir hanımefendiymiş gibi. Kitap okurken kendi kendine hikayeler uydurup bunları insanlara anlatırken ziyadesiyle mutlu oluyor. Bu küçük kız o kadar varlıklı ki bebeğinin bile özel kıyafetleri, eşyaları, bavulu var. Ama bir gün babasının daha fazla zengin olmak istemesi üzerine stresten hastalanıp öldüğünü duyunca yurt müdürü onu bir çatı katına atıyor artık öğrencilikten de men ediliyor. Öyle ki bu kıza yemek verilmiyor, ayak işleri yaptırılıyor, bir zamanlar onu göklere çıkaran insanlar onu itip kakıyor hatta görmüyorlar bile. Ama Sara her zamanki asil davranışlarıyla bunların da üstesinden geliyor. Kalbinde iyilikten başka bir şey olmayan bu kızın odasına bir sihirbaz dokunuyor bir gün. Yan komşuları olan babasının iş arkadaşı onu bu hayattan kurtarıyor. Sara'nın her zaman yanında olan dostları da onunla beraber mutlu oluyorlar sonunda. Küçük bir kızken bu kitaptan çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Çünkü ben de Sara gibi iyilik, dürüstlük ve alçakgönüllülük prensiplerine uygun yetiştirilmiştim. Büyüdüğümde de hayatımı bu ilkeler üzerine inşa ettim. Ve bir
Küçük PrensesFrances Hodgson Burnett · İmge Kitabevi Yayınları · 20061,424 okunma
10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2024 54. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2024 00:36
Daha önce Atsız'ı Ruh Adam kitabıyla tanımıştım ve resmen vurulmuştum gerek dili gerek kalemi gerek Türkçü kişiliği ile olsun kendisi artık kitaplığımın demirbaşlarından oldu. Her Türkün kalbindeki milliyetçilik duygusunu ateşleyen ve bunu edebi, akıcı bir dille, ahenkle yapan, yani Türkçülüğü damarlarınızda hissettiren birisi Hüseyin Nihal Atsız. Yolların Sonu'nda şiirlerini derlemiş zaten Ruh Adam'da da denk geldiğim şiirlerinden vardı. Damağımda yine hoş bir tat bıraktı burada da. Her Türk gencinin okuması elzem bir yazar olduğunu düşünüyorum ama açıkçası ben hep güzelliklere geç kaldığım için kendisiyle tanışmam da geç oldu. Neyse geç olsun güç olmasın diyorum ve iyi okumalar diliyorum efenim.
Yolların SonuHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20198,8bin okunma
8/10
·114 syf.··
2024 43. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2024 23:33
" Ayakkabılar eskir be Ali'm, her şey eskir. Bak sen hâlâ sevdiğim adamsın. Sen eskime. " Bir adam, bir kadın ve bir çocuk. Tren vagonlarında, yollarda geçen ortak bir hayat. Bulgar göçmeni bir ailenin birbirlerine tutunması ve annenin vefatıyla babanın oğullarını büyütmesi devamında da çocuğun büyümesiyle hayatını eline alması anlatılıyor. Detaya değinmeyeceğim zaten su gibi akıp giden bir hikaye. Yazara gelirsem Mustafa Kutlu'yu zaten biliyordum ilk olarak bu kitabını okumak istedim ama diğer kitaplarını da bir gecede hatim etmemek için zor tuttum kendimi. Kutlu'nun dili oldukça sade işlediği temalar da Anadolu insanı, değerleri, acıları vs. ki bu yüzden su gibi akıp gidiyor. Çünkü onların sevinçleriyle üzüntüleriyle hemhâl oluyoruz. Bu tarz yurdum insanı hikayeleri okumayı seven varsa Mustafa Kutlu'nun bu konuda biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum.
Edebiyat
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
10/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2024 17. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2024 19:43
Öncelikle kitap sevgi üzerine yazılmış olsa da başka pek çok şeye değindiği kesin. Neredeyse 7-8 yıldır bekletiyordum okumayı bugüne nasipmiş. Su gibi akıp gittiğini söylemeliyim sevgiye dair her şeyi bu aralar hatim etmek istediğim için özümseyerek yavaşça okumak istedim. Kitaba gelecek olursam adı üzerinde sevme sanatının gayet açıkça anlatıldığını sevginin aslında nereden gelmesi ve neden, nasıl sevilmesi gerektiğini çok basit bir dille anlıyoruz. Sevginin anlamı çoğu kişi için insan ilişkileri düzeyindeyse de ben buna pek katılmıyorum çünkü sevgi kitapta da anlatıldığı gibi inançtan gelmeli bu illa ki bir Tanrı vs olmak zorunda da değil. İnsanın özünde sevgi olmazsa en başta kişi kendini sevmezse başkasını, başka bir şeyi nasıl sevebilir? Bu şüphesiz ki geçici ve bencilce "edinilen bir sevgi" olabilir. Ne olursa olsun hayatımızın ana kaynağının sevgi olduğunu düşünürsek ki ilgilendiğimiz her şeyde mesleğimizden tutun arkadaşlarımıza, giydiğimiz elbiseden tutun inandığımız bir oluşum veya ideolojide sevgiye dair ufacık bir ibare bile vardır insan sevdiği şeyleri de hayatına sevdiği oranda dahil eder çünkü o bağ onu doyurmalı ve insan olduğunu hissetirmelidir. Hayatımızın her zerresine sevgi böylesine nüfuz etmişken onu gerçekten nasıl inkar edebiliriz? Gerçekten sevme eyleminin ciddiyet gerektiren bir disiplin işi olduğunu da söylemem gerekiyor. Sevme 'sanatı'. Adı üzerinde bir sanata benzetiyor Erich Fromm sevgiyi. Disiplin ve inanç olmazsa herhangi bir işte ilerleyemeyeceğimiz gibi sevgiyi de ciddi bir mesele olarak ele almalı ve ona uygun hareket etmeliyiz. Tıpkı ana rahmine düşen bir tohum gibi doğumundan ölümüne kadar bir çocuğu doğruca yetiştirmek, veyahut bir ağacı ta fideyken yetiştirip onun yıllarca büyümesine emek vermek gibi sevgi de emek vermemizle
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 19857,8bin okunma
Reklam