Yıllar önce 8 yaşında bir kız çocuğuyken denk gelmiştim bu kitaba. Öyle içime dokunmuştu ki o küçük kızın en sevdiği kitabı olmuştu. Şimdi bir genç kız olarak yeniden okudum ve yine o tatlı duyguları hissettim. O yüzden incelemek istedim.
Sara babasıyla yaşayan annesi ölmüş alçakgönüllü, tatlı bir kız çocuğu. Babası çok varlıklı ve onun eğitimine önem veren, kızını gerçekten prensesler gibi yaşatan iyi bir baba. Hikayemiz ise babasının Sara'yı yurtdışında bir yurda vermesiyle başlıyor. Varlıklı iyi eğitimli ve kelimenin tam anlamıyla gerçek bir prenses olan bu kız herkesin gönlünü fethediyor, kimileri kıskanıyor, kimileri hayran oluyor ona. Ama bizim Saramız herkese aynı davranıyor, hareketleri, düşünceleri, soylu bir hanımefendiymiş gibi. Kitap okurken kendi kendine hikayeler uydurup bunları insanlara anlatırken ziyadesiyle mutlu oluyor. Bu küçük kız o kadar varlıklı ki bebeğinin bile özel kıyafetleri, eşyaları, bavulu var. Ama bir gün babasının daha fazla zengin olmak istemesi üzerine stresten hastalanıp öldüğünü duyunca yurt müdürü onu bir çatı katına atıyor artık öğrencilikten de men ediliyor. Öyle ki bu kıza yemek verilmiyor, ayak işleri yaptırılıyor, bir zamanlar onu göklere çıkaran insanlar onu itip kakıyor hatta görmüyorlar bile. Ama Sara her zamanki asil davranışlarıyla bunların da üstesinden geliyor. Kalbinde iyilikten başka bir şey olmayan bu kızın odasına bir sihirbaz dokunuyor bir gün. Yan komşuları olan babasının iş arkadaşı onu bu hayattan kurtarıyor. Sara'nın her zaman yanında olan dostları da onunla beraber mutlu oluyorlar sonunda.
Küçük bir kızken bu kitaptan çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Çünkü ben de Sara gibi iyilik, dürüstlük ve alçakgönüllülük prensiplerine uygun yetiştirilmiştim. Büyüdüğümde de hayatımı bu ilkeler üzerine inşa ettim. Ve bir