Sigarasından bir fırt çekip “Bence,” dedi, “Sen bunun reklamlarına falan çıkmalısın doktor. ‘Körük gibi ciğeri, mangal gibi yüreği, izmarit kadar beyni olan herkese tavsiye ederim’ dersin.”
Duvarlardan biri, tavana kadar yükselen koyu renkli bir kitaplıkla kaplıydı. Kitaplığın önüne, kahverengi deri bir koltuk ile üç bacaklı, yuvarlak bir sehpa yerleştirilmişti. Böyle bir yerde, hiç sıkılmadan saatlerce polisiye okuyabilirdim.
Şimdi fark ediyorum da... Yıllar sonra mutlulukla ilişkilendirdiğim çoğu gün, aslında yaşadığım sırada farkında bile olmadığım, fazlasıyla sıradan anlardan oluşuyormuş.