Fakat adada yaşamaya başladığım günden itibaren uyku, görülmemiş yerlere seyahat, tüm duygularım için bir okşama, bir sihir ve şefkat kozasının embriyosuna bir dalış oldu benim için.
Yani anlaşılacağı gibi, bu duruma uzun süre katlanamayacaktım; beni ipnotize edip oraya yapıştıran garip ve sempatik “şehirli bunalımı” karışımında öğütülmüş olan bu uyuşuk yaşamın kontrolünü elime almalıydım. Yıllar geçtikçe bu ihtiyaç, içimde öylesine dallanıp budaklanıyordu ki orada kendimi, arzularla yanan, doyumsuzluklar içinde boğulan ve fırsat buldukça yaşadığı köyden şehrin ritmine ve hızına doğru koşan biri gibi hissediyordum.