"Yılanlı Sütun'un hikâyesini annemden dinlemiştim. Sütun, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı'ndan getirtilmiş. Bu sütunun kenti yılanlara, akreplere, çıyanlara ve her türlü haşerata karşı koruduğuna inanılıyormuş. Ancak o kendini bilmez it kopuk takımından birileri yılanların kafalarını kılıçlarıyla koparınca kenti haşerat basmış. Annem tarihi sevdirmek için böyle ilginç öyküler anlatırdı bana. Yılanlardan birinin başı arkeoloji müzesindeydi, gidip görmüştük. İkinci baş İngiltere'deki bir müzedeymiş, ne yazık ki üçüncü baş kaybolmuş. Başların yerinde şimdi anlamsız birer boşluk olan Yılanlı Sütun'u, binlerce yıllık iki dikili taşı geride bırakıp turist otobüslerinin arasından geçerek Ayasofya'nın yanından Gülhane Parkı'na indik."
Eğer ölünün avucuna para koymayı eski Yunan mitolojisine göre yorumlarsak, katillerin Necdet’e iyilik etmeye çalıştığını
bile düşünebiliriz. Çünkü mitolojide, ölülerin gözüne ya da bedenlerine bırakılan para, onların yeraltı ülkesindeki Akheron Irmağı’nı rahatça geçmeleri içindi. Kötü biri olan sandalcı Kharon ölü ruhları ırmaktan geçirmek için para alırdı. Bu yüzden, ölülerin bedenlerine para bırakılırdı. Sandalcı Kharon, ölünün üzerinde para bulamazsa onları Akheron Irmağı’ndan geçirmez, böylece ruhlar Yeraltı Tanrısı Hades’in bataklığına saplanır kalırlardı.
Ev, yokluğunuzun hissedildiği yerdir; sesinizin yankısının canlı tutulduğu, ne kadar uzun süredir orada olmasanız veya ne kadar uzaklara savrulmuş olsanız da hâlâ sizin kalbinizin ritmi ile atan bir yer.