"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir... Gider gelirdi..."
400 sayfalık kitap sadece tek bir günde geçen vakti anlatıyor. Fakat o tek gün hikaye içerisindeki kahramanların anılarıyla uzun zaman dilimlerine ayrılıyor.
Kısacası şöyle diyebiliriz; bir gün içerisinde geçen o vakit yüz yılları göğsüne dolduruyor.
Hikayemizin başlarında yer alan tilki, okuyucu olarak gelen misafirine hikaye hakkında adeta bir haberci olarak bilgi veriyor.
Tilki başına gelebilecek tüm tehlikelere rağmen kendi içgüdüsel doğasını koruyarak, trenlerden atılan ve raylara düşen yiyecekleri tüm olumsuz şartlara rağmen bulmaya çalışıyor. Ne içgüdüsel doğasından vazgeçiyor ne de olumsuz şartlara boyun eğiyor o tüm tehlikelere rağmen kendi doğasını koruyor ve yaşıyor...
**********************
Eserin Konusu Hakkında Kısa Bir Bilgi
Hikaye'nin Arka planında Sovyet Rusya'nın siyasi iklimi gözler önüne serilmektedir.
Eserin içeriğine bakmadan okumuştum. Hikaye kurgusu olarak çok iyi ilerlemiyordu. Fakat bir süre sonra aslında bu eserin iyi bir kurgu çıkarmak veya iyi bir hikaye oluşturmak amacı gütmediğini anladım. Aslında Aytmatov bir serzeniş bulunuyordu. Bu serzeniş SSCB'nin en acımasız adamı olan Stalin'e ve izlediği politikaya yapılıyordu.
Fakat sadece ona isyan etmiyordu. Kendi öz kimliğini ve kendi topraklarını unutan kendi halkına da isyan ediyordu. Bu konuları pekiştirmek için öncelikle ufak bir tarihsel yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Eseri okumuş veya okumamış okurlar için Stalin'in Kırgızistan üzerinde yaptığı politikaları kısaca anlatmak istiyorum. Tarihsel süreci anlarsak verilmek istenen mesajı daha net anlayacağımızı düşünüyorum.
O halde öncelikle Stalin'in Orta Asya (Kırgızistan) politikasına bakalım.