Korsakov hastası hafıza kaybı ve boşluğa sürüklenirken, Tourette hastası hem yaratıcısı hem de kurbanı olduğu ve sahiplenmese bile reddemediği abartılı içsel dürtülerine kapılır. Bu yüzden Tourette hastası, Korsakov hastasından farklı olarak, hastalığıyla muğlak bir ilişkiye girmek zorunda kalır. Kimi zaman hastalığını yener, kimi zaman ona yenilir, kimi zaman da onunla oyun oynar: Hasta ile hastalık arasında, mümkün olabilecek her türlü çatışma ve işbirliği mevcuttur.
Parkinsonlu hastaların L-Dopa ile uyandırıldıklarında yaptıkları çizimler, öğretici bir paralellik oluşturur. Kendisinden bir ağaç çizmesi istenen Parkinsonlu, bodur kalmış, ufak, yapraksız ve çıplak bir kış ağacı çizme eğilimi içindedir. Hasta L-Dopa ile "ısınmaya", canlanmaya başladıkça, ağaç da dinçlik, canlılık ve hayal gücü kazanmaya başlar ve yaprakları çıkar. Eğer hasta haddinden fazla uyarılır ve L-Dopa ile uçuşa geçerse, ağaç da fantastik süslemelere bürünür, gürleşir, ışık saçan yeni dallar çıkar, girift bezemeli yapraklar, kıvrımlar ve daha neler neler çizilir, sonunda da asıl şekil bu muazzam barok çeşitlemenin ardında tamamen kaybolur.
Jimmie kendindeki bu derin ve trajik benlik kaybının hem farkındaydı hem de değildi. (Bir insan ayağını veya gözünü kaybettiğinde, neyi kaybettiğini bilir, ama benliğini -kendini-kaybederse bunu bilemez, çünkü bunu bilecek bir "ben" artık ortalıkta yoktur.) Bundan dolayı onu bu konuda düşünsel bir sorgulamadan geçiremezdim.
"Hayır, aynı fikirde değilim" diye geçirdim içimden (ama bunu kadıncağıza söylemeye çekindim).
Doğru, aslında gerçekçilikten temsili olmayan resme, oradan da soyuta geçmişti, ama bu sanatının değil de hastalığının ilerlediğinin bir göstergesiydi; bütün bunlar tüm temsil ve tahayyül yetilerinin, tüm somutluk ve gerçeklik duyumlarının tahrip olduğunu ve ağır bir görsel agnozinin pençesine düştüğünü gösteriyordu. Bir duvar dolusu resim, sanattan çok nörolojiye ait, acıklı ve patolojik bir sergi oluşturuyordu.