Kitap genel anlamda iyi olmakla beraber çevirisi kötü olmuş. Çok fazla yazım hatası var, bazı yerlerde sanırım kelime atlamışlar çünkü yer yer anlatım bozukluğu var. Kapitalizmin tarihsel gelişimine giriş için uygun bir eser ama keşke çevirisi biraz daha özenli yapılsaymış dedim.
Kitabın çevirisi çok kötü. Yazım hataları, cümlenin akışını bozan kelimeler ve birden fazla anlatım bozukluğuna düşülen sayfalar var. Yine de felsefe tarihine başlangıç için fena kitap değil
Zihin, arzular, beklentiler ve daha birçok şey ama soyut kavramlar, işte bizi yani insanları diğer varlıklardan ayıran, onlara hükmetmemizin yolunu açan, zorlu bir mücadelenin ardından doğayı alt etmemizi sağlan o soyutluk... İlk defa düşünmeyi başarabilen insan kimdi bilmem ama geldiğimiz noktayı görse herhalde o da anlam veremezdi, belki de oturup keyiften dört köşe olurdu. Julian Barnes'in Dimitri Şostakoviç'in yaşamından yola çıkarak meydana getirdiği bu harikulade kurgunun bende insanın ne kadar trajik bir varlık olduğu hissini körüklediğini itiraf etmem gerekir.
İlk olarak, Zamanın Gürültüsü politik eleştiri olarak okunmaya müsait bir eser. Zaten omurgası politik eleştiri ancak insanın, yani otoriter bir rejimde yaşayan, insanların düşünmeye, konuşmaya ve üretmeye çekindiği bir dünyada sadece bir birey olarak insanın kendi varlığına olan yabancılaşmasını, iç dünyasındaki kasveti ve çatışmaları o kadar güzel anlatmış ki, okurken adeta hiç yaşamadığım bir hayatı yaşadığımı hissettim, daha doğru önceden bir başkası tarafından kullanılan ve bana devredilen bir yaşamdaymışım gibi gördüm kendi yaşantımı. Zamanın Gürültüsü Kafkaesk bir hava taşıyor, bürokrasinin sert suretini ve yaydığı o korku iklimini adeta her sayfada hissediyordum. Bay Şostakoviç sanırım yaşantınız bana devredildi diyesim geldi kitabı bitirdiğimde, hemen hepimiz bir benzerini yaşamaktayız.
İkincisi, Zamanın Gürültüsü bir makine gibi işleyen soyut bürokratik mekanizmayı saklanmaya çalıştığı zihinlerden çekip alarak somutlaştıran bir eser olmuş. Hemen her ideoloji yeni ve daha güçlü bir dünya inşa ettiğini iddia eder ve diğer dünyaların yok olması gerektiğine kitleleri ikna eder. Bunun zaten bilincindeydim ancak Julian Barnes ile ben şunu fark ettim ki, mesele sadece ideolojinin yarattığı dünya
Okuması ve takip etmesi çok zor. Paragrafların, bölümlerin birbiriyle bir bağı yok, takip edemiyorsunuz. Bir rüyayı tarif etmeye çalışır gibi kitabın dili, karmaşık.
Merhabalar, öncelikle ilkgençlik ve gençlik edebiyatı üzerine fazla okuma yapmayan birisi olarak bu incelemeyi yaptığımı belirtmek isterim. Hiç Son Olmayan Ülke bir ilkgençlik kitabının verebileceği tüm verimi veren, mesajlarla dolu olan mükemmel bir roman. Olay kurgusu o kadar güzel bir şekilde düzenlenmiş ki okurken kendimi kaptırdım. Anlatım tarzı ve olay örgüsü Alice Harikalar Diyarında'yı ve Oyuncak Hikayesi'nin film serisini epey andırıyor. Zaten romanı okurken de göreceksiniz Alice'e epey bir atıf var. Şimdi olay örgüsünü inceleyelim. Baş kahramanımız Emily adında bir çocuk. Emily, kısa bir süre önce ölmüş olan ablası Holly'i ve oyuncağı Mavi'yi çok özlemektedir. Aslında onların ölmemiş olmalarını diler, bir gün ansızın oyuncakların hareket ettiğini fark eder ve olay öyküsü başlar. Harry Potter, Alice Harikalar Diyarında ve birçok fantastik kurguda olduğu gibi Hiç Son Olmayan Ülke'de de iki evren vardır. İki ayrı dünya. Emily'nin yaşadığı dünyadan ayrı olarak bir de oyuncakların artık kullanılmadığı zamanlar gittikleri, bir nevi oyuncakların ahireti diyebileceğim, bir üst evren vardır. Bu evrenin adı Smockeroon'dur. Evren, Emily'nin ve ailesinin komşusu olan ve bir antika dükkanı olan Ruth'un evreni keşfetmesinden kısa bir süre sonra bir karışıklığa sahne olur. Smockeroon evreninde düzeni sağlayan, huzuru ve maddi dünyayla araya girmiş olan sınırı koruyan Sturvey isimli bir oyuncak bir anda ortadan kaybolur. Smockeroon'da başgösteren kargaşa sonucu maddi dünya ile olan sınır yıpranmaya ve gittikçe yok olmaya başlar. Böylelikle sınırın gün geçtikçe zayiflamasiyla birlikte Smockeroon'daki oyuncaklar, ki hemen hepsi olmasa bile kurguda sunulduğu kadarıyla asayişsiz ve Kodes Wendy gibi kin dolu oyuncaklardır, maddi evrene geçmeye başlar. Emily ve arkadaşları bu