"Müze camekânındaki bir nesne," diye yazdı, "hayvanat bahçelerindeki hayvanların gayri tabii yaşamına mahkûm edilmiş olur. Hangi müzede olursa olsun -havasızlıktan ve insanların bakışlarından- nesneler ölür, öte yandan şahsi tasarruf, tasarruf sahibine dokunma hakkını ve ihtiyacını bahşeder. Nasıl küçük bir çocuk adını söylediği şeye eliniz uzatırsa, elleri ile gözleri bir uyum içinde olan tutkulu bir koleksiyoncu da nesneye, yaratının hayat veren temasını iade eder. Koleksiyoncunun düşmanı müze küratörleridir. En ideal olanı, müzelerin her elli yılda bir yağmalanması ve koleksiyonlarının yeniden dolaşıma dönmesidir.
"Bir çocukla kıyaslandığında en kıymetli mücevher değersiz, en güzel bitki alelade bir yeşilliktir. Düşünen, gülen ve ağlayan o küçücük çocuğun yanında en karmaşık makineler dahi kusurludur. Ve o muhteşem varlık, Doğa'nın önünde eğildiği o kudretli insan size emanettir, daha doğrusu size emanet edilecektir."
Öğretmen Okulu'nda nasihat vermeyi seven bir öğretmenimiz vardı. Eğitimciler olarak toplumdaki rolümüzden bahsetmeye başlar ve gözleri hevesle ışıldardı.