“Aslında her şehir kabristanlarıyla birlikte iki şehir sayılırdı. İstanbul, yanı başında kendi macerasını tamamlayan bu ikinci şehir tarafından daima eksiltilmekte, belki ona dünyalı olduğunu, fani olduğunu söyleyip durmaktaydı. İç içe geçmiş, birbirine karışmış iki ırmak gibi hayatlar akıyordu bu iki şehirde. Birinin akışı diğerine doğru, onu besleyip durmaktaydı.insanlar farkında olsa da, olmasa da bu iki şehir arasında her gün sessiz gidişler ve tantanalı geçişler oluyordu. Öylesine yakın, öylesine iç içe iki şehir. Ama onca iç içelik içinde tarifsiz bir uzaklık vardır aralarında. Ölümle hayatın yakınlığı, ölümle hayatın uzaklığı kadar.”