Demem o ki; yaşam tek sıkımlık bir barut…
Ve har vurup harman savurup, es geçip, yan çizip, sırf gününü gün edip, “En Sevgili”yi reddedip, en sevimsizi seçip, gelip geçip, doğup ölecek kadar hedefsiz, sebepsiz, kıymetsiz değil. Kulluk sebeb-i hayattır. Kulluk, insan izzetine yakışan bir hayatın ruhudur. Kulluk ruh dünyasının sürurudur. Kulluk Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Efendimizi (sav) buyurmuş ki: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dinin gereklerini yerine getirmek için azmeden, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”
Gerçek bir kul olarak yaşamak, ölümden zordur. Onun için bütün canlılar ölümü ama sadece bazı canlılar yaşamı tadarlar. Çünkü yaşamak bir hüner. Ama ölmekte maharet yok. Nasıl olsa öleceğiz, havaya atılmış bir taşın yere düşmeye mahkûm olduğu gibi, havalanmış bir kuşun eninde sonunda bir dala konmaya mecbur olduğu gibi. Ölüm zaten mukadder. Ama insan gibi, kul gibi yaşamak kıldan ince, kılıçtan keskince bir mevzu, ateşten bir gömlek. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru bir hayat sürmek acımsı, buruk bir ilacı yutmak, elde ateşten bir kor tutmak misali.
İman ve itaatten doğan nur insanın kalbini ve ruhunu diriltirken inkâr ve isyandan doğan karanlık insanın kalbini ve ruhunu anbean, günbegün bitkisel hayata sokar. Ve en nihayetinde göz kararır ve hakkı göremez, kulak tıkanır ve hakkı işitemez, akıl tutulur ve hakkı tefekkür edemez, kalp mühürlenir ve hakkı idrak edemez, ona iman edemez hale gelir.
Ezcümle; kabir, insanın bu dünyada iman ve amelleriyle inşa ettiği manevî bir yapı; ölüm öte âlemlere açılan bir kapıdır. Herkes o kapıdan geçecek ve herkes önünde sonunda ektiğini biçecek: Rüzgâr eken fırtına, isyan eken cefa, kulluk eken sefa…