Tefekkür ve muhakeme kabiliyetini yitirmek ve sürü mantığıyla hareket etmek, kötülüğün sıradanlaşmaya başladığı yerdir. Haz ve hız toplumu, bireylerin düşünmelerini değil, rutin işlevleri yerine getirmelerini ister.
Milyonlarca insanın her sabah robotik bir düzen içinde kalkıp sistemin onlar için tanımladığı görevleri yerine getirmesi, "paylaşım ve etkileşim" adı altında sanal oyunlar oynaması ve fakat hiçbir aklın, ruhun ve kalbin birbirine tutunamadan kayıp gitmesi... Haz ve hız kapitalizminin ideal dünyası budur: Bu dünya düzeninde insanları robotize ederek kodları ve işlevleri belli birer tüketici ve kullanıcı hâline getirmek ancak bu şekilde mümkündür. Tutunmak ise direnmek demektir. Bir şeye dayanarak bu absürt ve saçma gidişata itiraz etmektir. Rasyonel olanın kalpsizleştirilmesine karşı çıkmaktır. Anlamsız bir hayat yaşamaya mahkûm edilmeyi reddetmektir. Anlamsız ve değersiz bir hayat yaşamanın aklımıza ve ruhumuza uyguladığı şiddete isyan etmektir.
Modern birey bir inanca, geleneğe, temele, kimliğe tutunamaz çünkü bürokratik-kapitalist haz ve hız kültürü tutunacak bir dal bırakmamıştır. Aydınlanma düşüncesi yeni bir dünya kurmak adına temelleri sarsmak, kökleri söküp atmak ve tarihin yükünden ve geleneğin esaretinden kurtulmakla övünür. Böylece bireyi ve dünyayı özgürleştirdiğini ileri sürer. Kuantum devrimiyle katı olan her şey akışkan hâle gelirken bugün dijital devrimle akışkan olan her şey buhar olup uçmakta ve sanal bir algoritmaya dönüşmektedir. Tutunacak dal diye uzandığımız şeylerin birer ekran görüntüsü, avatar, kod, yazılım, imge ve yanılsama olduğunu fark ettiğimizde iş işten geçmiştir. Artık biz Matrix'in içinde değiliz, Matrix bizim içimizde.
Kendini içten içe değersiz hisseden kişi bencil abartmalarla kendini yüceltir; kendi değerine dair sağlam temelleri olan ve kendini seven bir kişi ise başkalarına karşı cömertçe davranır.