إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğunda imanlarını artırır. Ve yalnız Rablerine tevekkül ederler. — Enfâl 8:2
Ayet
Hasbihal - 2
Şırnak… Birçoğumuzun zihnine terör, mahrumiyet gibi ezberlerle kazınmış bir coğrafya. Benim de bu topraklara adım atarken heybemde herkes gibi önyargılarım vardı. Ancak burası, kapısından girdiğiniz an ucuz ezberleri direkt suratınıza çarpan, sizi kendi gerçeğiyle sarsan bir şehir. Çünkü Şırnak’a gelmek, sadece coğrafi bir yer değiştirmek değil; yitip gittiğini sandığınız insani medeniyete yeniden hicret etmekmiş. ​Modern dünyanın bencil, robotlaşmış ilişkilerinde "öldü, bitti, kurudu" dediğimiz insana dair ne kadar müspet duygu ve davranış varsa, hepsi burada yeniden vücut buluyor. Burası buram buram insanlık, sokak sokak komşuluk ve pazarlıksız bir arkadaşlık kokuyor. İnsanlar size öyle içten, öyle pazarlıksız ve samimi yaklaşıyor ki, bir an olsun gurbetin soğuk yalnızlığını ve yabancılığını hissetmiyorsunuz. ​İlk günlerimde bir esnafın söylediği şu söz, şehrin ruhunu özetlemeye yetmişti: “Burası, cebinizde beş kuruş paranız, cüzdanınızda tek bir kartınız olmadan ömür geçirebileceğiniz Türkiye’deki tek şehirdir. Burada kimse sizi aç ve açıkta bırakmaz.” Zaman geçtikçe anladım ki bu bir esnaf mübalağası değil, hakikat. Şırnaklılar da bu hazinenin farkında. Biriyle konuşurken laf dönüp dolaşıp “Şırnak’ı nasıl buldunuz?” sorusuna geldiğinde, daha siz cevap vermeden ekliyorlar: “İnsanı çok iyi, değil mi?” Bu artık şehrin kendiyle yaptığı mukaddes bir sözleşme, genel kabul ve hakkı verilen bir kimlik. ​Şırnak, bugün Türkiye’nin en huzurlu, asayiş yönünden en kafanızın rahat olacağı şehir. Gecenin bir yarısı sokaklarında tek başınıza, en ufak bir tedirginlik duymadan sabaha kadar yürüyebilirsiniz. Büyük şehirlerin tekinsiz, arkana bakarak yürüten sokak lambalarını unutun. ​Sokaklarda gezerken insanların yüzünde gerginlikten, metropollerin asabi ve yorgun
Reklam
Her biri özel şükür gerektiren 6 nimet: 1. Solunum cihazı olmadan nefes alıp vermek. 2. Diyalize girmeden kanın temizlenmesi. 3. Sakinleştirici almadan uyuyabilmek. 4. Serum olmadan normal beslenmek. 5. Ayakların üzerinde yürüyebilmek. 6. Tuvaletini normal yapabilmek.
uzun süre sonra merhabalarrr, bugün son sınavımızı da atlattık artık özgürüzzz!!!🙂‍↔️ sizler nasılsınız sınavlarınız nasıl geçti? artık kitap okumaya döneceğim o kadar mutluyum ki, ama aslında gelecek hafta da çok aktif olamayabilir ama sonrasında olurum diye düşünüyorum. neyse önce Küçük KadınlarKüçük Kadınlar'ı bitirmem lazım çok uzattım cidden. sonra da Güzel ÇirkinGüzel Çirkin'i okuyacağım hatta 1-2 bölüm okudum şimdiden. izlediklerim olarak da palm springs, eternity ve whiplash izledim bide lessons in chemistry izlemeye başlamıştım bir bölüm kaldı bitirmeme ve çok çok çok güzel bence izlemenizi kesinlikle öneririm. izlediğim filmlere yaptığım yorumları görmek için de--> letterboxd.com/fmwihe
MÜSLÜMANIN "ATEİSTİ" OLUR AMA "AGNOSTİĞİ"...
İslâm'ın mürtedler hakkındaki sertliği bazılarına ziyâde geliyor. Ve üzerine ziyâde tartışmalar yaşanıyor. Bence bu tartışmalarda ıskalanan şeylerden birisi, Bediüzzaman Hazretlerinin de işaret ettiği, "kabul-i adem" ile "adem-i kabul" farkıdır. Kendisi bir yerde bunu şöyle beyan ediyor: "Hem kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabul bir lâkaytlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise, o adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, adem-i kabul, "kabul yokluğu"dur ki ilgisizlik ile de olur. Fakat, kabul-i adem, "yokluğun kabulü" ilgisizlikle mümkün olmaz. Yokluğu kabullenen ilgilendiği şeyde "yokluk" hükmüne varmış demektir. Bu da karşı iddia sayılır. Karşı iddia karşı bir dâvadır. Karşı dâva da anarşidir. Bu yüzden Müslüman gibi Müslümandan agnostik çıkmaz-çıkamaz. Zîra, Müslümanlığı, o meselelerin zaten dünyasında varolmasını sağlamıştır. Mü'minler içinden "Ben agnostiğim!" diyenler, ya evvellerinde Müslüman değildirler; yâni isimleri/nesilleri Müslüman olsa da aslında dinî bir bilgiye hiç sahip olmamışlardır; veyahut da ateist olduklarını söylemek güç geldiği için agnostiklik tabiriyle onu yumuşatmaya gayret ediyorlardır. Evet, yine mürşidimin dediği gibi, "Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, münkir, iddialarının zeminini içinde/dışında kurmak mecburiyetindedir. Eğer itikadının tartışmasına girmek istemiyorsa, yâni ateizmi iddia olarak ispatlamak güçlüğü nefsini zorluyorsa, "Ben agnostiğim!" der. Böylece ne deve ne kuş bir yaşamın mümkün olduğunu sanır. __Ancak İslâm müntesipleri konusunda uyanıktır. Bir Hristiyan'ın/Yahudi'nin ateist olmasıyla bir
Tefekkürât
ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR. *8 hafta süren bas ağrıları baş ağrısı olamaz,bir doktora gidin. *Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır. *'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız... *Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir. *Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın. *Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak,aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek Masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın... *Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz birşey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın... *Eğer birşey istiyorsanız sormanız yeterli. Birşeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle far klı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin... *Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur. *En karmaşıik durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin. *Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir. *Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. *Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur. Sormayınız. *Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır... Bizi anlamaya çalışın lütfen, fazla abartmayın ama... *Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin.Temiz bir evden
Reklam
Reklam