Lunu’yu özlüyordu. Kardeşi burada yanında olmalı, tatlı şarabın etkisiyle onunla dans etmeliydi. Bu en başından beri Lunu’nun hayaliydi.
Ama bir hayali kurmuş olmanız onu sizin yapmazdı.
Önemli olan o hayal için ne kadar ileri gidebilmeyi göze alacağınızdı.
İnsanları kendi çıkarlarını koruduğu için suçlayacak belki de en son kişiydi. Gelgelelim Lunu sadece bir kez olsa bile biri tarafından seçilmek istemişti.
Hayır, bu bir yalandı.
Birinin değil, Hodbin’in onu seçmesini istemişti.
Belki de hayatında ilk defa kaçmayı, saklanmayı arzuluyordu. Gücünün yetmeyeceği bir başka oyunda piyon olma fikri boğazını yakan bir kordu. O yüzden zaman insafsızca bir hızla geçerken Dante inkarı seçmiş, kendini zorla rüyalar alemine hapsederek beklemişti. Bir mucize olmasını, birinin onu bu delilikten kurtarmasını dilemişti. Belki bir dalga ikinci dünyayı da yutar, geriye de anlatılmamış bu hikayeyi bırakırdı.
Ama bu bir masal değildi.
Gerçek hayatta bazı vakitler gelirdi ki hayat saklanmana izin vermezdi.