“Kardeşimi gördün mü? Lunulata. İki ayaklı, ufak tefek ve ukala bir şey.”
Arm endişenin içine dolmasına izin vermemeye çalışsa da endişe dediğin şey bazen öyle sinsi olurdu ki onu durduramadan, çoktan kalbine giriverirdi.
“Bana, seni uçurumdan atarsam kedimi yiyeceğini söyleyen kız mı?”
“Çünkü herkes, olduğundan çok daha fazlası olabilmek ister. Tıpkı bizim de istediğimiz gibi.” Dedi lunu, Gezgin’i düşünerek. Arm’ın gözleri, hücreden uzaklara daldı.
“Ben hiçbir zaman bunu istemedim, Lunu. Fazlasını isteyen hep sen oldun. Sen ve evimiz, benim için her zaman yeterliydi. Ama sözüm ona eksik olan ben olmama rağmen, hep bir şeylerin eksikliğini hisseden sendin.”
Bu hikayenin kahramanlarına şiirler yazılmayacak ve anaların çocuklarına, onların da torunlarına anlatacağı bir masala da konu olmayacaklar. Çünkü gerçek hayatta, iyiler ödüllendirilmez ve kötüler de öylece cezalarını bulmaz. O yüzden, bu hikaye de bittiği gibi kumlara yazılacak ve Derin Deniz’in hırçın dalgasıyla silinip gidecek.