Ve ayrılık saati nihayet geldi çattı, dostlarım, yollarımız burada ayrılıyor; siz yaşayacaksınız, bense öleceğim. Acaba bunlardan hangisi daha iyidir, bunu yalnızca Tanrı bilir.
Naçizane fikrim;
Yâr olmaktan vazgeçilince yârenlik de mâhvolur; zira kalpte aşk saklıyken dostâne muhabbet edemezsin. Gönül, ya tam verir kendini yahut bütünüyle çeker elini; yarım kalan sevdâ, ne yârdır ne yârenliktir.
Zira aşkın köz tuttuğu kalpte, dostluk diye sunulan her kelâm, yitip giden sevdânın yankısından ibarettir.
Sokrates: Öyleyse sevilen şey de "olan" ya da bir şeylere "maruz kalan" bir şeydir, değil mi?
Euthyphron: Elbette.
Sokrates: Demek ki diğerlerinde de olduğu gibi, sevilen olduğu için sevilmez, sevildiği için sevilendir.
Şimdi suskun bir rüzgâr gibi esiyorum,
Gözlerin bir zamanlar bahardı, şimdi zemheri,
Vakit, bir eski saat gibi durmuş içimde,
Ne yana dönsem, adın yankılanır gölgemde.
Kaç heceye bölünür bir özlemin sancısı?
Hangi divan yazabilir kırık bir sevdayı?
Bağrımda ateş, elimde solmuş bir vuslat,
Sen yine uzaklarda, ben yine maziyi tespih misali çekmekte.
Zamanı geriye sarsam, eski bir şarkı gibi,
Hangi dizede saklı kalır gülüşün, hangi nağmede?
Ömrün satır aralarında kaldı, okunmayan bir mısra gibi,
Ve şimdi, bir ayrılık hicvi yazıyor kader kalemiyle.