En yakınını toprağa veren birinin ancak bir şeyler yediğinde güçlü kalabileceğini düşündüler. Anne-kızın o gün, o kahvaltı sofrasında açtıkları mezara, takatlerini de gömdüklerini bilemediler.
Biri önünü göremediğinde diğerinin onun koluna girdiği, biri o suda yüzemediğinde diğerinin can simidi görevini üstlendiği, biri kendini bir ağaç tepesinde yapayalnız kalmış hissettiğinde diğerinin koşar adım bir merdiven getirdiği evlilikler, aile kalesinin sağlam surlarla çevrelendiğini ifade eder.
Çünkü evlilik, zaman zaman eşi tarafından sinir küpüne döndürülmesine rağmen o küpü her defasında eşe hissedilen sevgiyle doldurmaya gayret etmek demekti.