- Tekrar ediyorum, akıl için yol birdir. dedi. Vaziyet meydandadır. İsterlerse, yarın Ankara'ya da giderler.
Vahdettin'in, bütün ruh haletini ve bilhassa şunun bunun tesiri ile gözünde büyüttükçe büyüttüğü düşmanlardan, her arzu ve emellerine kayıtsız şartsız mutavaat edecek dereceyi bulan korkaklığını serahatle belirten bu sözleri karşısında,
ben de kendimi tutamadım:
- Müsaade buyurun, dedim. Mîsak-ı Milli ile tesbit edildiği veçhile, Hilâfet ve Saltanat makamı ile memleketin kurtarılması bahis konusudur. Fakat cereyanı hale göre eğer biz, bu milletin duygularına tercüman olabiliyorsak, şunu arzedelim ki, milletin sizden istediği Meclis kararı olmadan herhangi bir milletlerarası vesikayı imzalamamaktır. Aksi takdirde, istikbali çok karanlık görüyoruz. O kadar ki, âkibetin ne olacağı şimdiden kestirilemez.
Vahdettin, bu sözlerim üżerine, sinirliliğini açıkça belirten bir tavırla oturduğu koltuktan kalkıp, bakışlarını gözlerime dikerek:
- Rauf Bey!. dedi, bir millet var, koyun sürüsü.. Buna bir çoban lâzım.. O da benim. Onun bana bu sözü, aynen bir müddet evvel, Ahmet Rıza Beyle birlikte İzzet Paşa kabinesini tazyik eyledikleri sırada kendisini ziyaretimiz esnasında söylemiş olduğunu da hatırladım, demek ki çobanlık rolünü oynamağa pek hevesli, gerçekten de kararlı ve azimli imiş..