Mehmet Noyan ALP

Mehmet Noyan ALP
@2maverick6
Emekli subay, Bundan Sonra Asker Oluşumuz kitabının yazarı
Yüksek Lisans
Afyonkarahisar
Eskişehir, 17 Eylül
44 okur puanı
Nisan 2025 tarihinde katıldı
htpps://www.ikinciadamyayinlari.com
Şu anda okuduğu kitaplar
Mustafa Kemal Paşa’nın Yayımladığı Beyanname
"Ordularımız 9 Eylül sabahı İzmir'imizi ve yine 11 Eylûl 38 akşamı Bursa'mızı muzafferen tahlis ettiler. Akdeniz, askerlerimiz zafer teraneleriyle dalgalanıyor. Asya İmparatorluğuną yeltenen küstah bir düşmanın muharebe meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan ordu kumandanlarıyle kumanda heyetleri günlerdenberi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin esir-i harb'i bulunuyorlar. Düşmanın başkumandan tâyin ettiği General Trikopis, birçok gece ve gündüz meyûsane muharebelerden ve çare-i halâsı tecrübe ettikten sonra, nihayet maiyetindeki generaller ve erkân-ı harbiyeleri ve kumanda ettiği ordunun elinde kalabilen bakayasiyle arzı teslimiyet eyledi. Eğer Yunan Kralı da bugün esirlerimiz arasında bulunmuyorsa bu, tacirdarların, şiarı esasen yalnız milletlerin safalarına iştirâk etmek olduğundan; muharebe meydanlarının felâketli günlerinden onların saraylarından başka bir şey düşünmemek tiynetlerindendir.”
Sayfa 91 - Emre Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Karahan’a cevap
1/2 Eylül'de Uşak'ın, ertesi günü Eskişehir'in istirdadı ve daha ertesi günü Yunan Başkumandanı Genaral Trikopis'in esir edildiği haberleri geldi. Ordular, durmadan düşmanı eze çiğneye ilerliyorlardı. Her tarafta sevinç içinde, şenlikler yapılıyordu. İstanbul da henüz işgal altında bulunmasına rağmen, zafer müjdeleriyle yer yerinden oynamış, günlerdir bir bayram havasında yaşıyordu. Oradan aldığımız haberlerden mahalle aralarına varıncaya kadar bütün Türk semtlerinin bayraklarla donatıldığı, yalnız sarayla resmî dairelerin bu umumî şenliğe katılmadıkları anlaşılıyordu.
Sayfa 84 - Emre Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ben namussuz muyum?
Bir iki gün böyle devam etti. Bu suretle hükûmet kurulamadı. Üçüncü günü akşamı, Mustafa Kemal Paşa beni Meclisteki odasına davet etti: - Rauf kardeşim, niçin istinkaf ediyorsun ki, Meclis senin üzerinde duruyor. Başka birini seçmek istemiyor. Anarşi olacak. Kabul etmeyişinin sebebi ne? - Söyliyeyim Paşam, dedim. Ben bu vazifeyi kabul edersem, sen yine benim işime karışacaksın. Ben de buna tahammül edemeyeceğim ve çekilmek zorunda kalacağım. Halbuki, benim imanım, bu orduların başında bu milleti senin kurtaracağın merkezindedir. Bu yüzden, seninle ihtilâfa düşmeyi kat'iyen kabul edemem. Mustafa Kemal Paşa, son derece samimî bir tavırla: - Kardeşim, ben namussuz muyum deyince, hayret ettim. - Ben böyle bir şey söylemedım; - O halde, sana namusumla söz veriyorum. Heyeti Vekile Reisliğini kabul et, hükûmeti kur, senin hiçbir işine karışmayacağım. dedi ve hakikaten dediğini yaptı.
Sayfa 77 - Emre Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Vatan yollarında
8 Kasım 1921 Salı - Kangrı yolundayız. Sabah erkenden hareket ettik. Arızalı ve dağlık araziden geçerek, gruba bir saat kala Kangrı'ya vasıl olduk. Şehir dışında mutasarrıf, belediye reisi, askerlik şubesi reisi, eşraf ve davul zurna ile istikbâl olunduk. Halk hakikaten bize karşı samimi, güleryüz gösteriyor. İnebolu'dan buraya kadar cephe gerisindeki geri hizmetlerin yüzde doksanının, kadınlar tarafından, erkekleri mahcup edecek derecede gayret ve fedâkârlıkla yapılmakta olduğunu görmekteyiz. Bu fedâkâr kadınların arasında emzikte çocukları olan mübarek analar da var. Yavruları kucaklarında, kağnıları önlerinde, üvendireleri ellerinde, Ankara'ya ve cepheye cephane naklediyorlar. Allah bu millete yakında necat ve uzun müddet sulh ve saadet nasip edecektir. Bu millet buna hakkiyle istihkak kesbetmiştir.
Sayfa 59 - Emre Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Koyun ve Millet Benzetmesi
- Tekrar ediyorum, akıl için yol birdir. dedi. Vaziyet meydandadır. İsterlerse, yarın Ankara'ya da giderler. Vahdettin'in, bütün ruh haletini ve bilhassa şunun bunun tesiri ile gözünde büyüttükçe büyüttüğü düşmanlardan, her arzu ve emellerine kayıtsız şartsız mutavaat edecek dereceyi bulan korkaklığını serahatle belirten bu sözleri karşısında, ben de kendimi tutamadım: - Müsaade buyurun, dedim. Mîsak-ı Milli ile tesbit edildiği veçhile, Hilâfet ve Saltanat makamı ile memleketin kurtarılması bahis konusudur. Fakat cereyanı hale göre eğer biz, bu milletin duygularına tercüman olabiliyorsak, şunu arzedelim ki, milletin sizden istediği Meclis kararı olmadan herhangi bir milletlerarası vesikayı imzalamamaktır. Aksi takdirde, istikbali çok karanlık görüyoruz. O kadar ki, âkibetin ne olacağı şimdiden kestirilemez. Vahdettin, bu sözlerim üżerine, sinirliliğini açıkça belirten bir tavırla oturduğu koltuktan kalkıp, bakışlarını gözlerime dikerek: - Rauf Bey!. dedi, bir millet var, koyun sürüsü.. Buna bir çoban lâzım.. O da benim. Onun bana bu sözü, aynen bir müddet evvel, Ahmet Rıza Beyle birlikte İzzet Paşa kabinesini tazyik eyledikleri sırada kendisini ziyaretimiz esnasında söylemiş olduğunu da hatırladım, demek ki çobanlık rolünü oynamağa pek hevesli, gerçekten de kararlı ve azimli imiş..
Sayfa 35 - Emre Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı