Viyana’da ameliyat olduktan sonra da Refet Paşa’nın bir ordunun başında İstanbul’a girdiğini öğrendim. Hemen kendisine bir mektup yazarak İstanbul’a gitmemin bir mahzur teşkil edip etmediğini sordum ve kısa bir süre sonra şu cevabı aldım: “Hiçbir mahzur yoktur, hemen gelebilirsiniz…”
İstanbul’a indikten bir iki gün sonra da Ankara’ya giderek Gazi’yi ziyaret ettim. Benim vatan’a dönmüş olduğumdan memnun göründü. Vaziyetimin ne olacağını sordum:
“- Ordu da bir vazifeye mi tayin edeceksiniz, yoksa serbest kalmaklığımı mı istiyorsunuz…?”
Gazi şu cevabı verdi:
“- Arkadaşlarla görüşeyim, iki gün sonra sana cevap veririm.”
İki gün sonra otomobilini ve bir yaverini gönderdi, beni Çankaya’ya davet etti. Selâmlaştık, ben daha hiçbir şey söylemeden:
“- Halil Paşa, düşündüğün gibi hayatta serbest kalmaklığın daha muvaffak olacaktır…” dedi. Yeni, genç bir devlet kurulmuştu ve ilelebet de payidar olacaktır.
Sayın Celal Bayar İttihat ve Terakki’nin liderleri Talât Paşa ile Enver Paşa’nın, Atatürk’e karşı olan durumunu da şu olayla anlatmıştır: “Mütarekeye yakın günlerde İttihat ve Terakki kabinesinin istifası teklif edilmiştir. Talât Paşa ve Enver Paşa memleketi teslim edebilecek bir insan lazım geldiğini ve istifalarından sonra da Mustafa Kemal’in yeni kurulacak Kabine’de Harbiye nazırı olması gerektiğini söylemişler ve ilave etmişlerdir: ‘Bu orduyu yalnız Mustafa Kemal tutabilir ve yapılacak şeyleri başarabilir…’”
Pera Palas’ta Mustafa Kemal Paşa beni dairesinde bekliyormuş; aramızdaki parola gereğince kendisine haber gönderdim, odanın kapısında beni karşıladılar. Eski bir dosttuk…Ve arkadaşlığımız okul sıralarından başlardı. Sarı saçlarını her zamanki gibi taramış, gözleri her zamanki gibi parlıyordu. Şıktı ve zarifti. İnce parmaklarının arasında tutturduğu sigarasını derin derin içine çekiyor ve dumanını üflerken sanki bir şeyler arıyor gibiydi. Ve öyle anlıyordum ki Mustafa Kemal tarih sahnesine çıkmak üzeredir…Konuşması ile düşüncelerimden ayrıldım. “Bak Halil, benim başlayacağım hareketteki muvaffakiyet ihtimali, senin başlayacağın bir hareketten daha ümitlidir.” Mustafa Kemal beni şuna inandırmıştı ki; kendisinin isteği olmadan herhangi bir harekete geçmek yanlış olacaktır. Şu teminatı verdi. “Temin ederim ki; senin haberin olmadan hiçbir harekete geçmeyeceğim ve zamanı gelince ne yapabileceğini sana bildireceğim.”