Bu kitap bağırmıyor, acele etmiyor, kendini kanıtlama derdinde hiç değil. Sessiz sakin ilerliyor ama insanın içine yerleşiyor. Kaptanın Teknesini okurken sanki birinin karşısında oturmuş, çay içerek hayat dinliyormuş gibi hissettim.
Sezgin Kaymaz’ın dili yine çok tanıdık, çok bizden. Büyük olaylar yok belki ama küçük anların içinde koca bir hayat var. İnsanlar kusurlu, biraz yorgun, biraz kırgın ama sahici. Kitaptaki karakterler “edebi” durmuyor; sokakta karşılaşabileceğin, selamlaşıp geçebileceğin insanlar gibi.
Tekne, kaptan, deniz… Bunlar sadece birer arka plan değil; kaçışın, bekleyişin ve bazen de hiçbir yere gidemeyişin sembolü gibi. Okurken şunu düşündüm: Herkesin bir teknesi var aslında. Kimi hiç binemiyor, kimi biniyor ama açılmaya cesaret edemiyor.
Kitap beni hüzünlendirdi mi? Evet, ama yormadan.
Gülümsattı mı? Evet, içten içe.
En çok da şunu hissettirdi: Hayat çok karmaşık değil, biz öyle yapıyoruz.
Bitirdiğimde içimde kalan duygu şuydu:
Bu bir hikâye değil de, yarım kalmış bir sohbet gibi.
Son sayfayı kapatıyorsun ama karakterler gitmiyor.
Kaptanın Teknesi, hızlı okunup unutulacak bir kitap değil.
Sessizce yanaşıyor, halatını kalbine bağlıyor.