Umutsuz bir vaka ve susuz bir vaha değilim artık. Yeterince derine inilince her yerden su çıkıyormuş meğer. Evinin yolunu bulacak kadar akla sahip olan, çölün ortasında bile kendini evinde hissetmenin yolunu öğrenebiliyormuş .
...Hepsine teker teker aynı soruyu sormak istiyordum: "Sizin hayattan beklentileriniz çok mu az da böyle mutlusunuz? Çok büyük işlere mi imza attınız da böylesine tatmin olmuş bir ruha sahipsiniz?"
...Yürüyeceğim bir yol yoksa bu yolu kendim açmak zorundayım demektir. Birşeyler yapma isteğim o kadar kuvvetli ki kendime bir yol açmanın bir yolunu bulacağımı düşünüyorum...
Annem tekli koltukta oturuyordu, elinde de çay vardı.
-"Oğlum, bana küp şeker getirir misin?"
-"Tamam anne.
Annemin, çaya tek şeker attığını biliyordum. Mutfaktan bir tane şeker alıp salona geldim.
-"Emir bak, sana bir şey öğreteyim. Biri senden kürdan, küp şeker gibi şeyler istediğinde bunları böyle getirmen doğru değil. Elin temiz de olsa karşındakini rahatsız edebilirsin. Kürdani kutusuyla, küp şekerini kâsesiyle getirmen daha doğru olur. Bırak insanlar kutunun, kâsenin içinden ne kadar alıyorlarsa alsınlar."
-"Teşekkür ederim anne. Ben de sana bir şey öğreteyim mi?"
-"..."
-"Bu şekere 'küp şeker' demekle herkes yanlış yapıyor. Bir şeye küp diyebilmemiz için bütün kenarlarının eşit olması gerekir. Ama bu şekerin her tarafı eşit değil. O yüzden de buna 'küp şeker' denmemeli bence."
-"Ne denmeli oğlum?"
-"Dikdörtgen prizma şeker!"