Günümüzde her yerden evvel aile kurumuna, herkesten evvel de anne babaya iş düşüyor. Ebeveynler, evvelce kendilerine sahip çıkacak, sonra evlatlarını koruyup kollayacak. İslam dininin ruhu, maneviyatı, ilkin kendilerinde tezahür edecek; yine İslamiyet'in usulüne, itikat esaslarına ilkin kendileri uyacak. İş bitti mi? Bitmedi. Bunları da tam ve doğru şekilde yavruları vasıtasıyla sonraya, gelecek nesillere aktarmanın azminde olacak. Kendileri yapamıyorsa, ince eğirip sık dokuyarak hakkıyla evlatlarını, postmodernizmin dışarıdaki adamlarından, araç gereçlerinden, velhasıl kurduğu sistemin kıskacından muhafaza edecek kişileri arayıp bulacak ve evlatlarını onlara teslim edecek.
Aile babası/reisi, kavramının yok olmasıyla otorite ve itibar kaybına uğrayan erkek, bunu tekrar kazanma psikolojisiyle hareket etti. Yahut çoğu zaman hanımının yetişemediği işlere koşmak durumunda kaldı. Bu da aile içerisinde çeşitli sıkıntıları ortaya çıkardı. Mahremiyet evin dışına taşınırken, ev hanımı olmak küçümsendi, annelik vasfı değersizleştirildi. Medya çapında ise ailelerde yaşanan problemler, şiddet görüntüleri, ekranlarda herkesin seyir ve muhakemesine sunuldu.
Merceği topluma iyice yaklaştırdığımızda şunu görüyoruz: Modernizm, kadını ön plana çıkardı, kapitalizmin metası haline getirdi. "Hem kariyer hem çocuk yaparım!" gibi sözlerle ev hanımlığını yıktı, annelik müessesesini tarumar etti. Kadının iş hayatına daha fazla dâhil olmasıyla beraber ailede kadın ve erkeğin rolleri değişti. Kadın, aynı anda iyi bir anne, iyi eş ve çalışan birey olmaya çalıştı, üzerindeki sorumluluklarla çoğu zaman yalnız bırakıldı. Bütün bunlar, zamanla yıpranmışlığı ve çeşitli bunalımları beraberinde getirdi. Çocuklara ne oldu derseniz, ebeveynden koparılan çocuk, söyleme ve yapma gücü olan "resmi toplum" denilen kişilere emanet edildi...