Sakura çiçeği

Sakura çiçeği
@34Sakuraaaa
17 okur puanı
Aralık 2023 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bazen yanımızda kimin olduğu, yolun kendisinden bile daha önemlidir. Saatlerce yürürsün de fark etmezsin; konuşulanların konusu olmasa bile, kelimeler yüreğine dokunur ve zaman anlamını yitirir. Hayat, bazı insanları karşımıza çıkararak bize en değerli hediyelerini verir. Onları tanımak, dostluğunu hissetmek, varlığının sıcaklığına sığınmak tarifsiz bir şanstır. Onunlayken zaman durur, saatler susar. Sadece o anın içinde kalmak, bitmesini istemediğin bir masalın sayfasında yaşamak gibidir.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Gecenin Karanlığında
Gecenin karanlığı bana tek bir şey fısıldıyordu: sakinlik ve dinginlik. Bu karanlık, içimdeki tüm olumsuz düşünceleri alıp götürüyordu adeta. Ben de doğaya ve geceye kendimi tamamen teslim etmiştim.
Duygu ve Düşünce
RÜZGARIN KUCAĞINDA
Haftalardır kavurucu sıcaklığını hissettiren hava, sonunda yerini serin bir rüzgâra bırakmıştı. Bu değişim, içimde tarif edemediğim bir sevinç yarattı. O an çalıştığım yerdeydim. Masamın başında oturuyordum ama içim kıpır kıpırdı. Kendimi tutamayıp pencereye yaklaştım. Camı açtım, başımı dışarı uzattım. Yüzüme çarpan rüzgâr ilk anda bir serinlik, sonra bir hafiflik bıraktı üzerimde. Saçlarım dağıldı, ama bu dağınıklık bile içimi neşeyle doldurdu. Bir anda içimdeki kelebekler kanat çırpmaya başladı. Karnımda mutluluktan oluşan o tanıdık ağrılar yeniden belirdi. Sanki bütün bedenim kıpır kıpırdı; bir şeylere dönüşmek, bir yerlerden uçmak istiyordum. Kendimi bir kuş gibi hayal ettim. Rüzgârın beni gökyüzüne taşıdığı, bulutların üzerinde süzüldüğüm bir sahne geçti gözümün önünden. Her şeyden uzak, kimseye bağlı olmadan, sadece gökyüzüyle baş başa... Özgür, hafif ve mutlu. İçimdeki çırpınışlar sanki gerçek kanatlara dönüşmek istiyordu. Bu düşünce bile yetti beni bambaşka bir ruh hâline sokmaya. O günün sonunda, uykusuz kalmayı hiç umursamadım. Huysuzlanmadım, şikâyet etmedim. Sadece içimdeki kelebeklerin uçmasına izin verdim. Çünkü anladım ki, bazen insanın gerçekten kanatlara ihtiyacı yoktur. Yeter ki ruhu uçmak istesin. Benim kanatlarım yoktu belki ama ben hep kanatlarım varmış gibi yaşamaya devam edecektim.
Duygu ve Düşünce
SADAKAT EŞYALARDA KALDI
Beni, yorup bırakan hayat mı yoksa insanlar mı? Bilmiyorum. İnsan bazen yaşadığı her şeyden yorulup, hayatı silip yeniden başlatmak istiyor. Başkalarının bize yaşattığı, içimizde iz bıraktığı anılar siliniyor zamanla. Sanki hiç yaşanmamış gibi... Bazen nedenini bile bilmeden derin düşüncelere dalıyorum. Sürekli bir sebep, bir sonuç arıyorum. Ama bu sebeplerin elimde ne tuttuğunu da bilmiyorum. Desem ki sadece bir kaçış, boş bir döngü. Yoruldum. Ve benliğime uymayanların içinde kaybolmuş gibiyim. İnsanlar, üst üste dizilmiş matruşkalar gibi. Her birinin içinden başka bir yüz çıkıyor. Tanıdık sandıklarımın içinden yabancılar fırlıyor. Zamanla her şey gözümde küçülüyor. İnsanlara verdiğim değerin karşılığını görememek acı veriyor. Eşyalar bile insanlardan daha sadık geliyor artık. Çünkü eşyalarda değişen bir şey yok; hep sessiz, hep oldukları gibi. Ama insanlar... Onlar için her şey şekilden ibaret. His yok, içtenlik yok. Sadece kalıplar. Hangi kalıba koyarsan koy, hep aynı yüzsüzlük. Ben bu kalıplardan yoruldum. Hatırlıyorum, bir zamanlar her şey içimden gelirdi. Şimdi ise kimse gerçekten içten değil. Herkes bir şeyin rolünde. Benim sert görünen yüzümün altında yanan o saf kalbi gören, ona dokunan yok. İçimde hâlâ parlayan o kalbi kimseye açamadım. Çünkü hayatım boyunca gördüğüm dikenler, artık çiçeklere bile inanmamı engelliyor. Hep bir kötülük gördüm. Bu yüzden tüm direnmeme rağmen, içimdeki yaraları kabullenip sessizce teslim oldum.
1000Kitap
“Yoklukta Büyüyen Bir Hayal”
Evet ya da hayır... Aslında tüm mesele tam da burada başlıyor, belki de burada bitiyordu. En derinlerde başlayan bir hikâye, sonunda sadece bir bitişe, bir kibire dönüşmüştü. Kurt gibi içimi kemiriyordu. Ve ben yavaş yavaş yok oluyordum. Bir yanlışla başlayıp, yeni yanlışlarla oyalanıyor, her adımda kendimi biraz daha kaybediyordum. Gerçeğin üzeri yalanlarla örtülmeye çalışılıyor, her şeyin üzeri ustaca kapatılıyordu. Çok öfkeliydim. Çok kırılmıştım. Ben, göl gibi duru ve sade bir yaşamdan biraz aydınlık, biraz huzur dileniyordum. Ama onun bana bıraktığı tek şey; koca bir hayal kırıklığıydı. Ve ben artık yok oluyordum… Yılan sokmuş da zehri damarlarıma yavaş yavaş yayılmış gibiydi. Elbette tercih edilmedim. Ağlamak bile fazlaydı belki bana. Gözyaşlarına hakkım yoktu, öyle dediler. Çok inandım. Ve yıllar geçtikçe bu inancım, sadece bir boşluğa dönüştü. Ben bunları hak ettim mi? Bilmiyorum. Kendimi hep örnek biri gibi göstermeye çalıştım ama içimdeki ben, sadece gerçek “ben”i bulmak istiyordu. Gerçekten mükemmel olmaya çalışırken, aslında eksik olan tek şey bendim. Nedenler ve keşkelerle örülmüş bir umuda tutundum. Neden kimse sevilmeyi, gerçekten sevilmeyi hak etmesin? Ben belki de hiç bilinmeyen bir duygunun içinde yaşamaya çalıştım. Yok olmak istemiyorum. Var olmak, gerçekten sevilmek, olduğum gibi kabul edilmek istiyorum. Ama bu kadar sevilip, bu kadar yok edilmek... Bu çok zoruma gidiyor. Nefessiz kalmış gibiyim. Belki o söylediği yalanlarla beni kandırmadı sadece, ben de onun için bir yalana dönüştüm. Bir başkasının hikâyesinde küçük bir parça, ama kendi gerçeğimde koca bir kırık olarak kaldım.
1000Kitap