Zamansız Yolculuk
Zamansız bir yolculuğun içindeydim. Ne bir başlangıç noktası vardı bu yolun, ne de varacağım bir yer. Rotamı hangi yöne çevirsem, elimde sadece tutarsızlık kalıyordu. Sanki pusulam bozulmuştu; her yön aynı karanlığa açılıyor, her adım beni biraz daha içime doğru çekiyordu.
Kıtaları geçtim. Okyanusları aştım. Gökyüzündeki yıldızlara bile ulaştığımı sandım bir an. Ama sonra fark ettim ki içimdeki yangını, zihnimdeki kalabalığı hep yanımda taşımışım. Gittiğim hiçbir yerde hafiflememişim. Nereye gitsem, kendimi de götürmüşüm.
Sonra durdum. Derin bir sessizliğin ortasında bir soru yankılandı içimde:
Bu zamansız yolculuk beni neden şimdi çağırmıştı?
Belki de içimdeki ses, çoktan zamana bir fısıltı göndermişti; bir işaret, bir yardım çağrısı...
Kalbim, ağır ağır bir taşa dönüşüyordu. Aklımı kaybetmekten korkuyordum. Düşünceler birbirine dolanıyor, gerçeklik giderek silikleşiyordu. Böyle anlarda, keşke bir kelebek olsaydım, diye geçiriyordum içimden. Hafif. Sessiz. Kısa ama anlamlı bir ömür. Uçup en güzel çiçeklerden beslenip sonra yeryüzünden silinip gitmek...
Kelebek şansı dedikleri belki de tam da bu yüzden var, kim bilir?
Düşüncelerimi bir bavula koymayı hayal ettim. Tüm yüklerimi, pişmanlıklarımı, korkularımı... Hepsini oraya yerleştirip, sıfırdan başlamak istedim. Eğer yeniden “ben” olabilmek için bazı şeylerden vazgeçmem gerekiyorsa, tereddütsüz kabul ederdim. Yeter ki bu defa kendim olarak, eksilmeden, eğilip bükülmeden var olabileyim.
Bu yolculuk hâlâ bitmedi. Belki de bitmemesi gerekiyor. Çünkü bazen kendini bulmak, bir yere varmaktan değil, yolda olmaktan geçer.