Anne sevgisinde ise bir olan iki kişi ayrılmaktadır. Anne bu ayrılığı sadece hoşgörüyle karşılamamalı, ayrıca bu ayrılığı isteyip körüklemelidir. İşte anne sevgisi, karşılığında sevilen insanın mutluluğundan başka bir şey istemesizin sevebilme yetisi, bu aşamada özveri gerektiren güç bir görev haline gelir. Annelerin birçoğu tam bu esnada anne sevgisinin gerekli kıldığı görevi yerine getirmede başarısızlığa uğrar. Narsist, despot, sahiplenici kadınlar çocukları küçük olduğu süre içinde "seven" anne olmada başarılıdır. Çocuğu ayrılma sürecindeyken sevebilen anne ancak çok vererek mutluluğa eren, varlığının kökleri sağlam, gerçekten seven kadın olabilir.
Bebeği kendi parçası olarak kabul ettiği sürece, annenin sevgisi ve aşırı düşkünlüğü narsisizmini doyurmaktan başka bir şey olmayabilir. Bir başka dürtü, annenin güce ve sahip olmaya duyduğu istekte bulunabilir. Çocuk tümüyle çaresizdir ve annesinin isteminin nesnesidir. Etken olmaya ve sahip olmaya tutkun bir kadın için çocuk, doygunluğun doğal bir nesnesinden başka bir şey değildir.
Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin "içinde olmaktır", bir şeye "kapılmak" değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Karşıtı gibi sadist kişi de, boyun eğen kişiye bağlıdır. O olmadan yaşayamaz. Aralarındaki fark sadece şudur: Sadist kişi emreder, sömürür,can yakar, aşağılar; mazoşist kişiye ise emredilir, sömürülür, canı yakılır, aşağılanır. Bunlar gerçekte büyük farklılıklardır fakat duygusal açıdan ele alındığında fark o kadar büyük değildir. Her ikisi de aynı konumdadır: bütünleşmeden birleşme.