“Kalbe kalp denilmesi çok değişken olmasındandır. Kalbin misali çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misali gibidir. Rüzgâr bir oraya bir buraya savurur.”
~İbni Hanbel IV, 409
Tabiin döneminde bir zat çok sevdiği bir dostunun ağır bir hastalığa yakalandığını duyar ve hemen ziyaret için evine koşar. Bir de bakar ki yıllarca namazda beraber saf tuttuğu, güzel işler yaptığı ve derdini paylaştığı dostu acı içinde kıvranıyor.
Üstelik bir süredir hiçbir şey yememiş, adeta bir deri bir kemik kalmıştır. Dostunun çektiği acıyı derinden hissedip elinden bir şey gelmeyerek evine döner. Ancak içine büyük bir acı oturmuştur. Sürekli onu düşünür, adeta kedere boğularak yemeden içmeden kesilir. Dostunun bu durumunu öğrenen hasta ise onu tekrar evine çağırır. Tıpkı kendisi gibi onun da renginin solduğunu görünce şöyle der: “Bana nasıl bu kadar acırsın?! Sen bana baktığında acılar içinde Kıvrandığımı görüyorsun ancak ben bu hastalığıma baktığımda Allahın benim için cennette buna karşılık inşaa ettiği köşkleri ve onunla buluşacağımda günahlarimi affetmiş halimi görüyorum. “
Tek kelime ile muhteşemdi.
Yazarın olağanüstü betimleyici anlatısı sizi adeta kitaba bağımlı hale getiriyor. Kitabın başında
karakterin hayatının ayrıntılı bir durum şeklinde anlatımı beni biraz sıksa da devamında yaşanan duygu dolu anlar sizi alıp başka yerlere götürüyor…
Nefes kesici romantik, dram dolu bir dizi izler gibi… Sadece aşkın, birbirini seven iki insanı bir araya getirmede yeterli olmadığı, bununla birlikte güven, sadakat, şefkat, merhamet ve iyilikle saadetin geleceğini anlıyorum. Jane Eyre ile iradenin ve tutkunun nasıl bir arada yönetileceğini tecrübe ediyoruz. İnsan ilişkilerinin, yoksulluğun, hor görülmenin, sınıf farklılıklarınında işlendiği eserimizde karakterimiz dik başlılığıyla hayata meydan okuyor. Çok büyük zevk alarak okuduğum bu eseri sizlerinde okumanızı tavsiye ederim..
Herkese keyifli okumalar