"Bismillahirrahmanirrahîm" de, o hakikata yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacatın elemlerinden kurtul ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in tahtına yanaş ve o rahmetin şefkatiyle ve şefaatiyle ve şuâatıyla o Sultan'a muhatab ve halil ve dost ol!
Sözler - 10
Pasaj, “Bismillah bahsi” içinde, insanın varlık karşısındaki en temel psikolojik ve ontolojik açlığını hedef alır.
Metni
(1) işârî temsil,
(2) teşbih düsturu ile hakikat,
(3) enfûsî (iç dünya) manası ile tahlil edelim
İnsan = sahipsiz, silahsız, muhtaç bir yolcu
Kâinat = vahşetli, yabancı, büyük bir ülke
Bismillah = padişahın mührü ve pasaportu
Sultan-ı Ezel ve Ebed = bütün tasarrufun sahibi
İşârî olarak:
“Bismillah” demek, fiilen Allah’a sığınmak değil sadece;
kendini, sahipsiz bir ferd olmaktan çıkarıp,
bir sultanın namına hareket eden bir kul konumuna sokmaktır.
Burada çok ince bir işaret var:
“hakikate yapış”
Yani: Bismillah bir söz değil,
bir nisbettir.
Nisbet noktası;
kalblerde azamet-i İlahiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbanîye imtisal ettirmek için yegâne İlahî bir vesiledir.
"Bismillah", hava-i nesîmî gibi kalbi ve ruhu tatmin ettiğinden
Mesnevi-i Nuriye - 127
arşı ferşle bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her dakika herkes ona muhtaç olan öyle bir hakikattır ki,