Allah muhafaza! İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bilir misiniz? Özetleyeyim; Sadrazam Damat Ferid Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Caltrophe'a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Adı geçen belge budur işte, içeriğiyse nedir tahmin edebilir misiniz, hayır mı, öyleyse sıkı durun; bu belge, yâni sözleşme ile son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdeddin'in "yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması” için Türkiye'yi on beş yıl süre ile İngiltere'ye sömürge olarak teklif etmiştir. İngiltere İmparatorlukta uygun gördüğü her yeri işgal edebilecek, istediği her şeyi yaptıracak, Vahdettin'in kafasına göre böylelikle "ülkenin bağımsızlığı ve iç güvenliği" korunmuş olacaktır. Ne "dehşetengiz"bir tasarı değil mi?
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. // 28.basım.·Kitabı okudu
Alıntı
"Yüce Allah, Müslümanlar’ın evlenip yuva kurmalarına büyük önem vererek Kur’ân-ı Kerîm’de “Size onlar sayesinde veya onlarla huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet yaratması, O’nun kudretinin alâmetlerindendir. Bunda düşünen bir topluluk için işaretler vardır”[453] buyurmaktadır. Allah Teâlâ burada kadın ve erkeğin birbiri için yaratıldığını ve bu tür bir yaratılışın Allah’ın kullarına bir lütfu olduğunu bildirmektedir. Bu, kadın ve erkeğin birbirinden uzak olmasının değil sağlıklı ve temiz bir zeminde beraber olmasının fıtrata daha uygun olduğunu göstermektedir. Bu en güzel şekilde evlenme ile mümkün olmaktadır. Öte yandan sağlıklı nesiller elde etmek ancak bu nesillerin bir evlilik içinde meydana gelmesi ve annebabanın müşterek ilgi ve sorumluluğu altında büyütülmesi ile mümkündür. Böyle bir birliktelik içinde meydana gelmeyen çocuklar gerek sosyal gerek psikolojik gerekse ahlâkî bakımdan daha problemli olmaktadır. Ayrıca toplumsal ahlâkın korunmasında da kadın-erkek ilişkilerinin bir evlilik zeminine dayanmasının büyük önemi vardır." -- I‌mam Nesai Hadislerle Kadın I‌s‌retu‌'n Nisa 1 Cilt
Reklam
Nurculuk!
İslam' a göre Kur'an, Allah'ın kelamıdır ve kıyamete kadar da tüm sistemlerin önünde/üstünde olmalıdır. Durum böyle olunca, insanın fikrinde bir gelişme olmaz. Çünkü İslami anlayışa göre her şey bu kitapta vardır. Bu durumda da doğal olarak toplumda tıkanma meydana gelir. Basit bir örnek verelim: Türkiye'de, Bediüzzaman Said Nursi'nin (1876- 1 960) mimarı olduğu Nurculuk hareketi meşhur. Şu an Türkiye'de var olan tüm dini cemaatler içerisinde en etkilisi olduğu, tartışılmazdır. Said Nursi Kur' an' daki, "yaş, kuru her şey kitapta vardır" anlamındaki ayetlere (örneğin, En'am suresi, 59) takılarak nerdeyse bütün teknolojik ürünler için Kur' an' da yer bulmaya çalışmış, bu yöntem için de kendi kaynaklarında ilginç örnekler vermiştir.Kur'an'da Sebe suresinin 15.ayeti, Süleyman Peygamber zamanındaki Belkıs ve kavminin, güzel bahçeli evlerini anlatır. Said Nursi bu ayeti, (ebced hesabını uygulayarak) İstanbul'un 1453'te fethedilişine kanıt olarak göstermiştir. Yine kıyamet günü Allah' ın peygamber ve inananlardan hoşnut olacağını ifade eden "Tahrim" suresinin 8. ayetinde "Nur" kelimesi geçtiği için, bundan esinlenerek kendi kurduğu harekete, "Nurculuk" adını takmış, daha sonra da bir hesap yapıp (ebced hesabı) kendi çalışmalarına da bu ayette yer açmak suretiyle yazdıklarını tanrıyla irtibatlandırmıştır. Hz. Muhammed zamanında olmayan, daha sonra icadedilen tren için de Yasin suresi 42. ayette yer bulmaya çalışmıştır. (Sırf ebced hesabı/matematiksel yöntemle olayları zorla Kur'an'a yerleştirme konularına "Sikke-i Tasdik-i Gaybi " adlı eserini ayırmıştır. İstanbul'un 1 453 'te fethedileceğine ilişkin açıklamayı ise "Büyük Sözler" adlı kitabında yapmıştır). Hele şu örnek, gerçekten çok ilginç: Kur'an'da Al-i İmran suresinin 154. ayetinde nerdeyse Arap alfabesinin tüm harfleri
Attilla Roma'yı Korku Üreterek Yıkan Bir Sonuçtur Sıra savaşmadan nasıl kazanılır bilincini anlatmaya geldi. Hayal gücü ile hükmetmeyi öğreten Attila'yı yazacağım. Batı tarihinin korkudan yazmaktan hala korktuğu ve kabusu Attila'yı yazacağım. Yeryüzünde zorbalığın biçtiği bir roldür o rol. Sıranın kendisine geleceğini bekleyen bir mitin korkuya dönüşerek esareti nasıl besleyip büyüttüğünü öğreten Hun Türk dehasıdır o. Görünen gücü caydırıcı olmaktan çıkartan ahlakın adıdır o. Hangi hamlenin nasıl ve ne zaman geleceğini bilinmeze saklayan sırdır o. Korkuyu ikna edici bir esaret yöntemi olarak Attila icat etmiştir. Batı o gün bugündür bunu öğrenip tersini ögtetene karşı kullanmıştır. Utanmazlar Attila barbar diye suçlamıştır. Kimin barbar olduğunu ortaya çıkarmak bu çağa kalmıştır. Hun Türk Attila korkusu karşısında bir yüzük ile evlilik teklifi yapan Roma kaleyi içten yıkmak ister. Attila evleneceği eşi ile birlikte Roma imparatorluğunun yarısını çeyiz olarak ister. Evlilik teklifi yaptığına Roma korku içinde pişman olur. Roma karşı talebi reddeder. Attila ya çeyizi verirsiniz ya da gelir alırım der.. Roma'nın huyudur kendine dahil etmek istediği her hükümdarı kendisine hizmet ettirecek nesiller üretmesi için evlilik yoluyla ele geçirmek. Büyük tarih bilinci o küçük kapıdan içeri girer ve kaleyi içten fetheder. Roma'nın hakkından gelen bilinç onu nasıl alt edeceğini bilerek nerede duracağını bilerek ilerler. Hun Türk karşısında korkudan ölen cesetler ortada kalır. Yeryüzünde yenilmezlik inancını Attila yıkar. Roma'nın huyudur baş edemediği her bilince bir kutsallık giydirmek. Attila'ya yaratanın kırbacı derler. Rarslantısal bir sertlik değildir. Uzağa ittiğinizi sandığınız size çoğalarak geri döner. Bu cümle üzerinden kitaplar yazılır. Bu çağda Anadolu da Türk bilinci
Hayata Dair
İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bilir misiniz? Özetleyeyim; Sadrazam Damat Ferid Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Caltrophe'a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Adı geçen belge budur işte, içeriğiyse nedir tahmin edebilir misiniz, hayır mı, öyleyse sıkı durun; bu belge, yâni sözleşme ile son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdeddin'in "yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması" İçin Türkiye'yi on beş yıl süre ile İngiltere'ye sömürge olarak teklif etmiştir
Sayfa 147
Alıntı
Sufi’nin ve tasavvufun, yün anlamına gelen sûf kelimesinden türediği görüşü dil, tarih ve mana bakımından daha isabetli görülmektedir. Sufî, sûf (genelde yünden mamul elbise) giyen kimse demektir. Bu görüş mana, muhteva ve dil açısından en tutarlı olan görüştür. Yün elbise giymekle ilgili şu rivayetler, konunun temelini oluşturmaktadır. a-Peygamberimiz (s.a.v) sûf=yün elbise giyerlerdi.¹ b-Hz. Musa (a.s.) Allah ile kelam ettiğinde üzerinde yün elbise vardı.² c-Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Yünden elbise giyiniz id kalbinizde imanın tadını tadasınız."³ "Yünden elbise giyen, mümin fakirlerle oturup kalkan, merkebe binen ve çömelip süt hayvanını sağan kimse, kibirden kurtulmuştur."⁴ d) Yünden mamul elbise giymek, Ashab tarafından da zühd ve tevazu alameti olarak kabul edilmişti. e) Tâbiîn de yünden yapılan elbiseyi bir zühd ve takva alâmeti olarak benimsemişti.⁵ Ayrıca sufi kelimesinin bir çöl bitkisi olan sufan ve sufane kelimelerinden alınmış olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü sufiler. nebati yiyecekleri tercih ederlerdi. Şunu kabul etmeliyiz ki tasavvuf, kültür ve medeniyetler gibi hakkında çok ve farklı tanımlar olan bir kavramdır. _______________________________ ¹ İbnu Sa’d, Tabakat, II, 453; Tirmizi, Cenaiz, 32; İbnu Kesir, el-Bidaye, VI, 10 ² Tirmizi, libas, 10; Hakim, Mûstedrek, b-28. ³ Beyhaki, Şuabu’l-İman, V, No; 6151.Beyhaki, Şuabu’l-İman, V, No: 6161.Bkz: Kûtu’l-Kulûb, II, 47.
Sayfa 14 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
Reklam
Reklam