Bu kitapta Tarık Buğra'nın birçok hikayesini birleşmiş halini görüyoruz. Ben bu kitaptaki fal hikayesinden özellikle çok etkilendim. Rozita ayrılmak zorunda olduğu yeri özlüyor ama onu eski aşkının olmasının orda olması sebebi olduğunu düşünüyor. Yeni yerinde çok sevdiği berebar eğlendiği insanlar var ama arada bir durup “benim burada bunların arasında ne işim var” deyip daldığı zamanlar oluyor. Şuan ki hayatında yaşadığını düşünmüyor, sanki hayatı bu ayrı olduğu sekiz seneye sığdırılmış gibi. Eski yerine döndüğünde yine her şeyi olmamış gibi unutucak. Hâlâ aşık mı dersiniz eski aşkına yoksa sadece o hayatının güzelliğinde olmasimiydi onu aşık olduğunu düşündüren?
Ve yazar Rozita’ya çok güzel bir tavsiye veriyor:
“Beni buraya hangi rüzgar attı diye düşünme, o esinti çoktan geçti. Bir yeni rüzgar esiyor, suların ürpertisi bir başka istikamette. Yelkeni iyi kullan. Kaybolduğunu zannettiğin şeyler artan bir iştiyakla seni bekliyor. Senin bir muhitin vardı, biri annen, birçok akrabam vardı, dostlarım vardı. Burada Rozeti herkesin sevgilisi, talebe her tanışmanın ahbabı, Evodoksi herkesin dinliyor ve Nihal Oviç… Onlar senin varlığını fark etmiyorlar bile, daha doğrusu bahtsızlıklarını hiç kendisini varlığına bu kadarını dökmek için bir ikinci defa yaşamak, böyle tesellerini bulmak istiyorlar. Yine yerine döneceksin de sen bunu yapacak kudrete sahipsin çünkü senin bir hayatın var. İhmalinle, inkarınla öldüremeyeceğim bir hayatım var ve o hakkını almasını bilir. Yeter ki sen onu arkadan hançerleme. Sen bir kere yapacağım de kafi. Ondan sonra artık mini mini evleri gördükçe içine çekmez, oda takımı yatak takımı satan dükkanların önünde dalgın dalgın durmazsın.”