Us Göçebesi

Us Göçebesi
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da, Hıristiyanlar ve Museviler, ateistlerden ve agnostiklerden hoşlanmasalar da, ateistler ve agnostikler de Hıristiyanlardan ve Musevilerden hoşlanmasalar da, söz konusu kesimler birbirlerini baskı altında tutmaya çalışmıyorlar, insan ister dindar olsun, ister dinsiz olsun, din konusunu kişisel bir özgürlük konusu olarak algılıyorlar. Türkiye’de ise herkes Müslüman olmak zorunda; Müslüman değilse de, Hıristiyan veya Musevi olmak zorunda! İnsanların ateist veya agnostik olmaya hakkı yok!
Reklam
Kökten dinci Müslümanlar, ortaçağ zihniyetini, Avrupa’ya yeniden ihraç etmeye kalkmaktadırlar!
Türkiye’de ateist veya agnostik olduğunu söyleyen, yaşamını riske atmaktadır. Nitekim Türkiye’nin en önde gelen yazarlarından biri olan Aziz Nesin ateist olduğunu söylediği için Sivas’ta saldırıya uğradı, canını zor kurtardı. Bir zamanlar imamlık ve müftülük yapan, daha sonra dini eleştirip ateizmi seçen yazar Turan Dursun suikasta kurban gitti ve öldürüldü. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri olan Fazıl Say ateist olduğunu açıkladı, başına gelmedik iş kalmadı; Ömer Hayyam’a ait olduğu söylenen şiirleri internette paylaştığı için bile, hakkında dava açıldı. Türkiye’de ateist veya agnostik olduğunu açıklayan birçok bilim insanı, düşünür, yazar, üniversite öğretim elemanı, öğretmen, öğrenci çeşitli baskılara, hakaretlere, tehditlere, hedef göstermelere maruz kaldı.
Televizyonlarda ateizmin ve agnostisizmin yeterince tartışılamadığı, sadece din propagandasının yapıldığı bir ülkede, demokrasiden, temel insan haklarından, düşünce ve ifade özgürlüğünden söz etmek olanaklı değildir. Ateistlere ve agnostiklere yönelik mahalle baskısıyla devlet baskısının ortak hareket ettiği bir ülkede, demokrasiden, temel insan haklarından, düşünce ve ifade özgürlüğünden söz etmek olanaklı değildir.
Bugün Taksim Meydanı’na birisi çıksa, “Allah vardır!” diye bağırsa, kimse o vatandaşa dokunmaz. Belki bazıları, “Tanrı’nın varlığı zaten aşikâr, ne diye bağırıyorsun?” diyerek, bu kişiye deli muamelesi yapabilir. Ancak karşılaşacağı en kötü senaryo budur; bunun ötesine geçmez. Bugün Taksim Meydanı’na birisi çıksa, “Allah yoktur!” diye bağırsa, birkaç dakika içinde bu kişinin etrafında oluşan kalabalık onu tartaklamaya, dövmeye başlar, hatta onu linç bile edebilir. İstanbul’un Ümraniye, Dudullu, Gaziosmanpaşa, Sultanbeyli gibi ilçelerinde değil; Erzurum’da, Erzincan’da, Şanlıurfa’da, Yozgat’ta, Kayseri’de, Konya’da değil; İstanbul’un ve Türkiye’nin en modern ve çoğulcu ilçelerinden biri olan Beyoğlu’nda, Taksim Meydanı’nda ateist çağrı yapan vatandaşın başına gelecek olan budur. Nitekim yılın her günü, günde beş vakit ezan sesi eşliğinde, Allah’ın yüce olduğu ve Muhammed’in de onun peygamberi olduğu tüm halka sesli bir biçimde duyurulmaktadır. Herkes dindar olmadığı ve bunu dinlemek zorunda da olmadığı halde, kimse cami minarelerinin hoparlörlerini parçalamıyor, imamların üzerine yürümüyor. Oysa bir kişi günde beş kez bir hoparlörden “Allah yoktur! Muhammed de Allah’ın peygamberi değildir!” diye bir duyuru yapsa, o kişinin sağ kalma olasılığı çok düşüktür. Söz konusu kişi en iyi ihtimalle tutuklanır ve kendisini hapishanede bulur. İşte böyle bir ülkede demokrasinin varlığından, temel insan haklarından, düşünce ve ifade özgürlüğünden söz etmek olanaklı değildir. Böyle bir ülkede din, tek ve mutlak gerçek olmak iddiasıyla, toplumsal yaşamı tamamıyla baskı altına almıştır.
Reklam