Il. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin çektiği sıkıntılarla diğer ülkelerin çektiği sıkıntılar karşılaştırıldığında Milli Şef İsmet Paşa'nın şükranla anılması gerekir. Milyonlarca insan ölmüş, Avrupa ülkelerinde ekonomi çökmüş, kentler yerle bir olmuştur. Türkiye'nin savaşa dahil olması için birçok ülke baskı yapmış hatta 30 Ocak 1943'de İngiltere Başbakanı Winston Churchill gizlice Adana'ya gelip İsmet Paşa ile görüşmüştür. Ülkemizi bu savaş belasından ustaca koruyan, bunun için gerekli tedbirleri almak üzere tasarruf yoluna giden İsmet Paşa, bütün bunlara rağmen karşı devrimciler tarafından ülkeyi aç bırakmakla suçlanarak yıpratılmaya çalışılmıştır.
"İsmet Paşa ülkeyi aç bıraktı" suçlaması getirenlere sormak gerekir: Tüketimi azaltma yoluna gitmek, gıda stoku yapmak, askeri gücü en yüksek noktasına çıkarmak yani ülkeyi dışarıdan gelmesi muhtemel bir saldırıya karşı hazırlıklı hale getirmek, bir asker ve devlet adamına yakışır öngörülü bir siyaset değil de nedir? Bu topraklar, daha yirmi yıl önce düşman çizmeleri altından kan ve can pahasına kurtarılmamış mıdır? İşte bunun bedelini ödemiş olan bir halkın temsilcileri, bir Dünya Savaşı şartlarında da genç devleti savunmak için gereğini yapmasını bilmişlerdir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Altı Ok'un bir ilkesi de "devletçilik" olduğu halde, Celal Bayar ve arkadaşları parti içinde açıktan "liberalizm" yanlısı tutum takınıyor ve önemli görevlere gelebiliyorlardı. Ama Atatürk bunu da yeterli görmeyerek, TBMM'ye "bağımsız" milletvekillerinin de girebilmesini ve grup oluşturmasını sağladı. Yasal "muhalefet"in yararına ve hatta zorunluğuna kesinlikle inanıyordu.
Atatürk "askeri" bir sistem kurmak niyetinde değildi. Daha gencecik bir subay iken, İttihat ve Terakki'nin ünlü Selanik Kongresi'nde, "ya üniformamızı bırakın ya da siyaseti" diye haykırmıştı. Kurduğu devlette orduyu siyaset dışında tutmak için bilinçli bir tutum izledi. Kralların ve sivil cumhurbaşkanlarının bile törenlerde üniforma giydikleri bir dönemde, iki istisna dışında, savaş meydanlarında kazanmış olduğu mareşal üniformasını bile taşımadı. Halkın karşısına hep Sivil çıkmaya özen gösterdi.