K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1193 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
"Atatürk diktatör müydü?" sorusunun yanıtını, kendisi ölü­münden üç yıl önce vermişti: "Ben diktatör değilim! Benim gü­cüm olduğunu söylüyorlar. Evet, bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsız­ca davranmak bilmem. Bence diktatör ötekilerin iradesini ezen kimsedir. Ben, gönülleri kırarak değil, gönülleri kazanarak hük­metmek isterim."
Reklam
M. Kemal Atatürk
"Düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmayan güçle karşılık vermek, o akımı yok etmedikten başka; herhangi bir ki­şiyle, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman, onun herhangi bir düşüncesini güç zoruyla reddederseniz o direnir. Direndikçe kendi kendini aldatmakta daha çok ileri gidebilir. Bu nedenle dü­şünce akımları, baskıyla, şiddetle, kuvvetle reddedilemez. Tam tersine güçlendirilir. Buna karşı en etkin çözüm, gelen düşünce akımına, karşı bir düşünce akımı vermektir."
Tarih boyunca bütün devrimler "kanlı" olmuştur. Ama insan­lık tarihinin rastladığı en "köklü" en "cüretli" devrimlerden birisi olan Kemalist Devrim, inanılmayacak ölçüde az kan dökülerek gerçekleştirilmiştir. Bunun iki nedeni olduğunu söyleyebiliriz: Birinci neden, Mustafa Kemal'in -hemen tüm umutların tüken­miş olduğu bir noktada- ulusal bağımsızlığı sağlarken kazandı­ğı "büyük" saygınlıktır. İkinci neden ise; demokratik, iyimser, doğruların anlatılarak insanların kazanılabileceğine inanan bir düşünce yapısına sahip olmasıdır.
Türkiye, Atatürk döneminde Medeni bir ülkeydi
Hitler döneminin Almanya ve Avusturyasını terk eden 142 bilim adamı, niçin Batı 'nın gelişmiş ve varlıklı ülkeleri dururken, Türkiye'ye gelmeyi tercih etti? Birçoğu dünya çapında olan bu solcu ya da Yahudi bilim adamlarını, güç koşullar içindeki bir geri kalmış ülkede on yılı aşkın süre hizmet etmeye iten gerekçe acaba neydi? Atatürk -resmi ya da özel- hiçbir dış geziye çıkmadığı halde, dünyanın birçok önde gelen devlet adamları, yoksul bir ülkenin devlet başkanını ziyaret etmek için sanki sıraya girmişlerdi, İn­giliz kralından İsveç veliahtına, Fransız başbakanına kadar, Ata­türk' e ve Kemalist Türkiye'ye gösterilen bu ilgi anlamlıydı. 1920'lerde "eski dünya"daAvrupalı olmayan ve bağımsız ka­labilmiş dört ülke bulunuyordu. Ama Türkiye dışında kalan Çin, Habeşistan ve İran zaman içinde istilaya uğradılar. Mussolini'nin bir demeci, bu ortamda Türkiye'de tedirginlik yaratmıştı. Bunun üzerine Mussolini, Türk büyükelçisine hemen şu mesajı verdi: "Türkiye bu kapsamın dışındadır. Zira bir Avrupa ülkesidir." 60 yıl öncesinin Türkiyesi, İtalyan diktatörünün bu düzelt­meyi yapmak gereğini duyduğu koşullarda, acaba niçin bugün­künden daha Avrupalı sayılıyordu?
Kemalizm, demokrasiye uygun mu?
Ünlü siyaset bilimci Maurice Duverger'nin Kemalist "tek parti" yönetimini özenle incelediğini biliyoruz. Duverger, bu yönetim biçiminin, mutlak baskı rejiminden ulus egemenliğine geçişi sağlamak, demokratik rejimin gerektirdiği ortam ve ko­şullan hazırlamak ve sonunda tam bir demokrasiyi gerçekleştir­mek amacına yöneldiği görüşündedir. Kemalizmin, demokrasi geleneği bulunmayan gelişmekte olan ülkeler için, demokrasiye hazırlanma ve geçiş yolunda "en uygun ideoloji" olduğunu sa­vunmaktadır.
Reklam