K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1198 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Laik devlette kurallar din'e göre değil, topluma göredir
Laik bir devlette devlet yönetimi, din kurallarına göre değil, toplum ihtiyaçlarının akılcı ve bilimsel yönden değerlendirilmesine göre yürütülür. Bu ilkenin asgari ve azami olmak üzere iki anlamı vardır. Asgari (en az) anlamında ilke, devlet işlemlerinin din kuralla­rına uygun olma zorunda bulunmamalarını ifade eder. Oysa, dine bağlı (teokratik) devlet sisteminde devlet işlemlerinin hukuken ge­çerli olmaları , bunların din kurallarına uygunluğuna bağlıdır. Mese­la 1876 Osmanlı Kanun-u Esasisi, padişaha 'ahkam-ı şer'iyenin ic­rası' (şeriat hükümlerinin yerine getirilmesi) görev ve yetkisini verdiği gibi (m.7) Heyet-i Ayan'ı da Heyeti Mebusan'ca kabul edilen ka­nun tasarısı ve tekliflerini 'Umur-u diniyeye' (din işlerine) uygunluk açısından denetlemekle görevli kılmıştı (m. 64). Laik bir devlette hukuki işlemlerin geçerliğini böyle din kurallarına uygunluk şartına bağlamak elbette mümkün değildir. Devlet yönetiminin din kuralla­rından etkilenmemesi ilkesinin azami (en geniş) anlamı ise, devlet yönetiminde din kurallarından esinlenilmemesini ifade eder. Şüphe­siz, bunu gerçekleştirmek, ilkenin asgari anlamını gerçekleştirmek­ten daha güçtür ve akılcı düşünce tarzının topluma hakim olmasına bağlıdır. Ancak kabul etmek gerekir ki, Atatürkçü laiklik anlayışı, la­ikliğin bu anlamda da gerçekleşmesini, devlet yöneticilerinin dinsel kurallardan esinlenerek değil, toplum ihtiyaçlarını akıl ve bilim veri­lerine göre değerlendirerek kararlar vermelerini ve böylece toplu­mumuzun en kısa zamanda çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmasını gerektirir."
Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 3. Bası, s. 57·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İslam ile Demokrasi bağdaşmaz!
"Toplumun gelişen ihtiyaçlarına Kur'an ve sünnetle cevap ve­rebilmenin mümkün olmadığı, zaman içinde ortaya çıkmış ve İslam hukuku, Kur'an ve sünnete bağımlı kalmanın zorluklarını yaşaya­rak beşeri ihtiyaçlara insan aklının yorumlarıyla çözüm aramak zo­runda kalmıştır. Ancak Kur'an ve sünnetin bağlayıcılığı, insan aklı­nın beşeri ihtiyaçlar doğrultusunda çözüm bulma imkanlarını ve öz­gürlüğünü engellemiş ve dogmaların esareti ile yol alan İslam dün­yası, gerçek demokrasiye kapalı bir yönetim tarzını sürdürmüştür. Kur'an'daki esaslardan hareketle İslamın demokrasiye açık ol­duğunu iddia etmek mümkün değildir. Kur'an'ın bireyi inanç konu­sunda özgür kıldığı ve demokrasiye açık olduğu yolundaki ifadeler ise, demqkrasinin nitelikleri dikkate alındığında son derece yetersiz kalmaktadır. Zira üzerinde esas durulması gereken husus bireyin özgürlüğü değil, devletin yönetim biçimini ve hukuku belirlemedeki tercihlerinde dogmalardan bağımsız olup olmadığıdır. İslam devleti ise kendi varlığını korumak ve vahyin gerektirdiği sosyal, ekono­mik, siyasal ve hukuksal düzeni kurmak için Allahın sözü olarak ka­bul ettiği Kur'an'la bağlıdır."
Prof. Dr. Nur Sertel, Dinde Siyasal İs­lam Tekeli, 1997, s.48 ve devamı.·Kitabı okudu
Tanrı sözü denilen Kur'an da 'cariye' uygulamasıda insan hakları açısından sorunlu dur. Kadının rızasına bakılmadan, hatta evli olup olmadığına aldırma­dan (Kur'an-ı Kerim; Nisa/24: "[Savaşta esir olarak] ellerinize ge­çen [cariyeler] müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz yasaklandı"), cinsel ihtiyaçlarını karşılamak üzere erkeğe bir hak olarak verilmesi de çağdaş dünyanın kabul edebileceği bir uygulama olmaktan çok uzaktır.
"Allah bazılarını, bazılarından üstün yaratmıştır"
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 1. maddesi, "Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar" ifadesine yer vermektedir. Bu madde, insanların doğuştan hür ve haklar ba­kımından eşit olduğunu vurgulayarak, kimsenin diğerinden farklı ve özel yaratılmadığını ve dünyadaki idealin de yaradılıştaki bu eşitliği yaşama geçirmeye yönelik olması gerektiğini vurgulamaktadır. Zira eşitsizliği, doğuşta var olan bir yazgı olarak kabullenmek, eşitliği sağlamayı imkansızlaştıracaktır. Her şeyi Allahın yarattığını defalarca tekrarlayan Kur'an ise, yaradılıştaki farklılıkları, bir ayrıcalık olarak ifade etmekle, eşitsizliği olağan kabul etmektedir. En'am suresi 165. ayette, "Sizi yeryüzü­nün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde sizi denetlemek için, ki­minizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur" denilmektedir. Bu ayetin tefsiri, "Allah şerefte, akılda, malda, mevkide insanların bazı­larını diğer bazılarından üstün kılmıştır. Kimi güzel, kimi çirkin, kimi zeki, kimi bön, kiminin geçimi bol, kiminin dar, kiminin mevkii yük­sek vs." (Süleyman Ateş, Kur'an-ı Kerim Tefsiri, cilt 2, s.969) şek­linde yapılmıştır. Farklılıkların doğuştan var olan ayrıcalıklar ve Tanrısal iradenin kararı olarak kabulü halinde, insanın bu eşitsizliği değiştirmek yolundaki gayreti acaba Tanrısal iradeye karşı gelmek mi olacaktır?
İslamcı yazardan 'Kadın Dövmenin İncelikleri'
Çağdaş dünyada hala kadın dövmeyi, dini bir emir ka­bul edip, bunun yöntemini tartışanlar da pek çoktur. İşte, 'Kadın Dövmenin İncelikleri' başlıklı yazıdan (Süleyman Çolakoğlu, Milli Gazete, 05.02.1997) birkaç satır: 'Nietzsche demiştir ki: Kadına mı gi­diyorsun? Kırbacını unutma!' Bittabi bu, 'Şaklat koçum kırbacını şu­nun sırtında' anlamına gelmiyor.