K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1198 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Kadınları ikinci sınıf gören bir din
Tüm çağdaş demokrasilerin insan hakları konusunda kabul et­tiği evrensel ilkeler içinde 'eşitlik ilkesi' başta gelir. Eşitlik, öncelikle cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması bakımından önemlidir. Bireyin cinsiyetine bakılmaksızın tüm haklardan eşit olarak yarar­lanması ve hukuk karşısındaki eşitliği tartışılmaz bir gerçek olarak kabul görmektedir. İslam dini ise, zamanına göre kadın hakları bakımından refor­mist ve koruyucu olmakla birlikte, günümüz dünyası ile kıyaslandığında kabulü imkansız olan bir ayrımcılık yansıtmaktadır. Kur'an'da hitap erkekleredir. Birkaç ayet dışında kadını muhatap alan bir üs­lup kullanılmamıştır. Kadının erkek karşısında ikinci sınıf bir birey olduğu açık biçimde ifade edilmektedir. Bakara suresinin 228. ayetinde, **'Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları bir derece daha fazladır'; Nisa suresi 11. ayette, 'Allah size, çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe kadının payının iki mislini tavsiye eder'; Nisa suresi 34. ayette, 'Erkekler kadınların üzerine yöneticidirler. Çünkü Allah, kimini kimine üstün kılmıştır. Çünkü erkekler kadınlara mallarındannharcamaktadır... Dik kafalı­lık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yatakla­rından ayırın ve dövün,'** denilmesi; bu ayetlerin yanısıra erkeğin dört kadına kadar evlenmesine, teşvik edilmemekle birlikte izin ve­rilmesi; evlenme ve boşanma ile ilgili kuralların erkek lehine düzen­lenmesi, çağdaş dünyada kabul gördüğü biçimde bir eşitlik anlayı­şının dinde yer almadığını göstermektedir. Günümüz koşullarında, söz konusu ilkelerin yaşama geçirilmesi mümkün olmamakla birlik­te, Kur'an'ı anayasası olarak kabul eden Siyasal İslam Hareketi için, söz konusu ilkeleri uygulamak bir zorunluluktur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Günümüzün bazı İslamcı ideologları, Kur'an'ın siyasal sistemi­ni yorumlarken 'tevhid ilkesi'nin yol gösterici bir kriter olarak alın­masını gerekli görmektedirler. Bu ilkeye göre tüm varlık alemi tek bir güce, Allaha boyun eğmiştir. Bu sebeple her alanda ona teslim olmak gereklidir. Sosyal, siyasal, ekonomik yaşamın insan iradesi­nin ürünü olan objektif yasalara ve kurumlara terk edilmesi ise Alla­ha şirk koşmaktır. Tevhid ilkesine göre gücünü ve meşruiyetini ken­disinden alan dünyevi bir iktidar düşünülmez. Ancak kaynağını Kur'an'dan alan siyasal proje sadece Müslümanlar için bağlayıcı­dır, dolayısıyla 'İslam, sadece Müslümanlar için ve Müslüman blok­la sınırlı olarak totaliter özellik taşır.'
Ali Bulaç, Modern Ulus Devlet·Kitabı okudu
...Dinle ilgili tartışmaların en can alıcısı dinin demokrasi ile bağdaştırılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Hukukun vasıtaları olan yasalar, zamana, koşullara, toplumun ihtiyaç ve gelişimine uygun olarak yenilenmeye ihtiyaç gösterirler. Hiçbir hukuk normu ebediyyen kalıcı ve değişmez ola­rak yorumlanamaz. Toplumun gelişimine paralel olarak hukuk da kendini yenilemekte ve gelişimini sürdürmektedir. ... Siyasal sistem getiren hiçbir dinin demokratik bir toplumsal düzene izin vermesi mümkün görünme­mektedir. Zira dinlerin özünü teşkil eden Tanrısal vahiy sistemi ve onun anayasası olan kutsal kitaplar 'Tanrı sözü' olarak kabul edil­mekte ve yönetme erkini Tanrıya ve onun seçtiklerine devretmekte­dirler. Tanrının anayasası olan kutsal kitapların karşısında hukuk devletinin yasalarını çıkarmak, Tanrısal irade yerine halkın iradesi­ni ikame etmek, siyasal sistem getiren dinlere inananlar için kabul görebilecek yaklaşımlar olmamaktadır. Kur'an, yönetimin hangi esaslarla yapılacağını Maide suresinin 48. ayetinde açıkça belirt­mektedir. 'Allahın indirdiği ile hükmet' dedikten sonra, 'Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik' diyerek yönetimin Allahın kitabındaki esaslara kayıtsız şartsız uyma zorunluluğundan söz et­mektedir. Yönetim esasları, peygamber için de bağlayıcı olmakta, Kur'an, peygamberin de yönetimini Kur'an esaslarına uygun yapma zorunluluğunu açıkça ifade etmektedir. Aynı surenin 49. ayetindeki 'Aralarında Allahın indirdiği ile hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların Allahın indirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın' ifadesi, peygamberin, yönetme erkini, Kur'an esasları doğrultusunda kullanmak zorunluluğunu ortaya koymaktadır. **Dolayısıyla demokraside yönetim, meşruiyetini halkın iradesin­den alırken,
Ali Bulaç, Modern Ulus Devlet, s.151 .)·Kitabı okudu
'Şeriat' hükümlerini uyguladığını iddia eden ülkelerin, 20. yüz­yılda demokrasiden, çağdaşlıktan en çok uzaklaşmış ve büyük pet­rol geliri elde edenlerin dahi toplumlarına huzur ve refah getirme­miş olmaları sebepsiz değildir. "Şeriat isteriz" çığlıkları atanların, Osmanlı İmparatorluğu yö­neticilerince de istenen çağdaşlaşmanın önünde en büyük engel teşkil ettiği unutulmamalıdır. "Din muhafızlığı kisvesine bürünenlerin gerçeği düşünebilen­ler, söyleyebilenler hakkında reva gördükleri zulüm ve işkenceler, insanlık tarihinde daima kirli facialar olarak kalacaktır." (Atatürk'ün bu sözü için bakınız, A. Afet İnan, Medeni Bilgiler ve M.K. Ata­türk'ün El Yazıları, s. 56.)
Adalet Bakanlarımızdan Mahmut Esat Bozkurt tarafından ya­zılan "Medeni Kanun Gerekçesi"nde şöyle deniyor: "Mecelle'nin temeli ve ana çizgileri, dindir. Oysa insan hayatı her gün, hatta her an, esaslı değişmelere uğrar. Bunun değişimleri­ni, yürüyüşünü hiçbir zaman bir nokta çevresinde tespit etmek ve durdurmak mümkün değildir. Kanunları dine dayalı devletler, kısa bir zaman sonra, ülkenin ve milletin ihtiyaçlarını tatmin edemezler. Çünkü dinler, değişmez hükümler ifade ederler. Hayat yürür, ihti­yaçlar hızla değişir. Din kanunları, kesinlikle ilerleyen hayatın huzu­runda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir değer, bir anlam ifade edemezler. Değişmemek, dinler için bir zorunluluktur... Esaslarını dinlerden alan kanunlar uygulanmakta oldukları toplulukları gökten indikleri ilkel dönemlere bağlarlar ve ilerlemeye engel bellibaşlı etki ve etkenler arasında bulunurlar."