K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1198 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Amerikalı terör uzmanı Prof. Yonah Alexander
"Demokrasilerde insanların kendilerini ifade yollarını açı­yorsunuz, özgür medya, özgür basın, azınlıklara seçme se­çilme hakkı tanıyorsunuz, inanılmaz fırsatlar yaratıyorsunuz. Fakat demokrasilerde çizgiyi nerede çekeceğiz önemlidir. Bir demokraside yaşanılacak tehlike şudur; eğer birta­kım grupların belli kesimleri etkilemek amacıyla gazete­lerde, TV'lerde, radyolarda propaganda yapacak şekilde ileri gitmelerine ortam hazırlarsanız bunun sonuçlarına da katlanırsınız."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Devleti yıkıcı faaliyetler, hak olarak sunulamaz
Milletlerarası hukuk belgeleri açısından üzerinde duru­lan diğer bir konu "kendi kaderini tayin etme" hakkıdır. Ana­yasa Mahkemesi'ne göre, "Uluslararası hukuk düzenindeki bu olguyu Türk Ulusu, her tür ayrılığı dışlayıp eşitliği sağla­yarak Lozan Barış Antlaşması'yla gündeminden çıkarmıştır, günümüzde de koşulları yoktur." "Ülke ve ulus bütünlüğünü koruma hakkı"nın Lozan Antlaşması'nda olduğu gibi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı belgelerinde de yer aldığını söyleyen Mahkeme, Helsinki Nihai Senedi ile Paris Şartı'na yollama yaparak; "bu düzenlemelerde kendi kaderini tayin hakkının, demokratik ülkelerde devlet, ülke ve ulus bütünlü­ğünü bozucu biçimde kullanılmasına olanak verilmediği"ni belirtmektedir. Devletin ülkesi ve ulusuyla birlikte bütünlüğü­nü korumasının en doğal hakkı ve ödevi olduğunu; devleti yıkmaya yönelik faaliyetlerin demokratik haklar kapsamında, bir hürriyet olarak değerlendirilemeyeceğini ileri süren Ana­yasa Mahkemesi, bu görüşünü Dünya İnsan Hakları Konfe­ransı (1993) Viyana Bildirgesi ile desteklemiştir. Bu bildirge­de "kendi kaderini tayin hakkbelirlenmektedir Haklar" ilkesine uy­gun olarak ırk, din ve renk ayrımı gözetilmeksizin ülkesine ait bütün insanları temsil eden bir hükümete sahip egemen ve bağımsız bir devletin, ülke bütünlüğünü ve siyasi birliğini kıs­mi veya bütüncül biçimde parçalayacak herhangi bir eylemin desteklenmesi ve bu eyleme yetki verilmesi anlamında yo­rumlanamayacağının yer aldığı belirlenmektedir.
Çavuş­oğlu, Yrd. Doç. Dr. Naz: Parti Yasaklaması Rejiminde Azın­lıklar Problemi: Türk Anayasa Mahkemesi Kararları Üzerine Bir Not, Prof. Dr. Mesut Önen'e Armağan, s. 39.-(Bülent Acar, Hukuk Düzenimizde Düşüncenin Açıklanmasının Cezalandırılması v·Kitabı okudu
Barzani, düşmanlar listesinin en üstüne Talabani'nin adını yazdığından, Halepçe kasabı, "can düşmanım" dediği Saddam'a sarılıp Talabani'yi yok etmeye çalışıyor. Irak, "kan davalısı" iran'ı Kuzey lrak'tan atmak ve Yu­murtalık-Kerkük boru hattını güvenceye almak için Talabani karşısında Barzani'ye arka çıkıyor. ABD de, bölgedeki 'baş düşman'ı iran'ın Kuzey lrak'taki varlığından rahatsız olduğundan, dünkü düşmanı Saddam'ın Erbil'i işgaline göz yumuyor, hatta belki de yeşil ışık yakıyor. Talabani de Barzani'yi listesinin başına koyduğundan iran'ı arkasına alarak bölgede güçlenmeye ve boru hattını denetimine almaya çalışıyor. Barzani ve Talabani, bir yandan birbirlerinin gözlerini oymaya çalışırken, bir yandan da yan gözle Öcalan'ı kollu­yor; onun fazla güçlenmesine fırsat vermemeye çalışıyorlar. Peki bütün bu kör dövüşünün altında ne yatıyor? Bu kavganın ne ideolojiyle bir ilgisi var; ne din kardeşliği takıyor, ne de ırktaşlık. Bu, üç tane aşiret reisinin, avuç içi kadar bir toprak üzerinde yürüttükleri iktidar ve dolar sava­şı... Barzani, Talabani ve Öcalan ... "Baş ol da istersen so­ğan başı ol" hırsını hayat düsturu edinmiş üç feodal ağa, Ku­zey lrak'ın kıraç dağlarının 'hakimi' ve yoksul çobanların 'efendisi' olmak için, onyıllardır Kürdü Kürde kırdırıyor. Peki Kürtler neden gık demeden ölüyor bu ağaların pe­şinde? Çünkü orada, bırakın birey olmayı, halk bile olama­mış, bir aşiretin mensubu olarak doğmuş, o aşiretin reisi için ölmeye hazır çobanlar, köylüler var. 36. paralelin kuzeyinde hangi aşiret reisi sopa sallarsa sallasın, koyunlar kendi ken­dilerine otlamaya, bebeler bir yaşına varmadan ölmeye, ka­dınlar dayak yemeye devam ediyor. Değişen tek şey, kimin için ölüneceği ve kime haraç verileceği. İşte bu toprakların huzur bulabilmesi, bu
Gülay Göktürk, 3.09.1996 tarihli Yeni Yüzyıl gazetesi.·Kitabı okudu
Korsika, 222 yıldan beri Fransa'nındır. Güneydoğu, en az 1000 yıldan beri Türki­ye'nindir. Korsika'da çok ileri bir uygarlık dili konuşulur; Gü­neydoğu'da Farsça, Türkçe ve Arapçanın çok güçlü etkisi al­tında kalmış ilkel yerel ağızlar konuşulur. Korsika'nın, Fransa dışında, önemli bir tarihi vardır; Güneydoğu'nun Türkiye dı­şındaki tarihi, Xenophon'un kime ait olduğu belirsiz hatırala­rında kalmıştır. Korsika'da, kendisine özgü mimarisiyle, mu­sikisiyle güçlü bir kültürel varlık vardır; Güneydoğu'da, Türk­lüğe ait olmayan bir çeşme bile yoktur; musikiyi ise Anadolu folklorundan ayırt etmek mümkün değildir. Korsika, bir ada­dır; Güneydoğu ise, Anadolu'nun, coğrafya açısından da ay­rılmaz bir parçasıdır. Korsikalıların çoğu Fransızcayı da konuşur; Güneydoğululardan ana dili farklı olanların hızla artan bir çoğunluğunun Türkçe konuştuklarını rakamlar gösteriyor. Korsikalı da, Güneydoğulu da, göçmek için anavatanın baş­ka yörelerini tercih eder. İşte, Avrupa Parlamentosu denilen cehalet ve rezillik odağı, bu gerçekleri çiğneyerek -ve hiçbir milletlerarası ant­laşmanın, Helsinki ve Paris senetlerinin asla imkan verme­mesine rağmen- Sevres hortlağı kılığında, Türkiye'nin bir bölgesi için özerklik isteme küstahlığında bulunurken, Avru­pa'daki başka örnekler gibi, Korsika'yı da unutuvermiştir. Şimdi, bu çirkef ikiyüzlülük, Fransız Anayasa Divanı'nın toka­dıyla yerin dibine geçirilmiştir.
Türk ve Kürt halkları, yüzlerce yıl birlikte, kardeşçe yaşadılar. Vatan topraklarını savunmak için birlikte savaştı­lar. Bu gerçeklerin ışığında ayrılıkçılığın hiçbir meşru temeli yoktur. Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Kürt kökenli vatan­daşlarımız Anadolu'nun batısında, kuzeyinde, ya da güne­yinde yaşayanlar gibi, bu ülkenin sahibi ve ortağıdırlar... Yaklaşık bin yıldır iç içe yaşamış Türkler ve Kürtler bu top­raklar için birlikte kan dökmüşlerdir. Yabancı bazı ülkelerin de karanlık hesaplarla kışkırttığı ayrılıkçılık, aslında sorunun saptırılması, bölge halkı için felaket ortamının hazırlanması­dır. Sorun ayrılıkçılık değil, Türkiye'nin tüm bölgelerinin eko­nomik, sosyal ve kültürel açıdan eşit haklara sahip olması ve pastadan eşit pay almasıdır. Türkiye parçalanamaz. Bunu herkes bilmelidir.
Ergun Balcı, 29.03.1990 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki makalesinden.·Kitabı okudu