K491

K491
Paylaşımlarımı lütfen okuyarak beğenin ve yorum yapın.
İktisadî ve İdarî Bilimler
1198 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Petrol zengini, Batı'nın uydusu Ortadoğu ülkelerindeki çağdışı rejimlerin varlığını koruması açısından, Kemalist model tehlikeli bir örnektir. Kemalizmin temelinde ulusal birlik ve tam bağımsızlık il­keleri vardır. Oysa, Türkiye'nin ne yıkılması, ne de ba­ğımsız hareket edebilecek kadar güçlenmesi Batı çıkar­ları ile bağdaşır. Türkiye'nin Kürtlere özerklik vermesi, giderek federas­yonu peşinden getirir. Bir adım sonrası, komşu devletle­rin parçalanması ile bağımsız bir Kürt devletinin oluşma­sıdır. Böylece, hem petrol bölgesinde Batı'ya muhtaç bir kukla devlet oluşacaktır, hem de Türkiye'nin Ortado­ğu'da büyük bir güç haline gelmesi önlenmiş olacaktır. Oysa Atatürk'ü yıkmadan Türkiye'nin üniter yapısını bozma olanağı yoktur.
Prof. Dr. Ta­ner Kışlalı, 30. 11 .1997 tarihinde Cumhuriyet gazetesine yaz­dığı "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok; Ama Bizde Var" başlıklı makalesinde şöyle demiş: CIA istasyon Şefi Paul Henze'nin -Türkiye ile ilgili- 1993 raporunda şu savlar savunuluyor: "Atatürk ilkeleri, yeni dünya düzeni ile birlikte ölmüştür. Aydınların imam-hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen kökten dincilik, Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir. Nakşibendiler geriye dönük değildir." CIA güdümündeki bazı Amerikan bilim adamları buyuruyorlar: "Türkiye'nin 'Yeni Dünya Düzeni' içindeki yeri ılımlı İs­lamdır. Kemalizmi bırakmalıdır. Batı'nın çıkarı, Türki­ye'nin Batı ile değil, ılımlı İslamla bütünleşmesindedir." CIA Türkiye ve Ortadoğu Masası şeflerinden Graham Fuller öneriyor: "Türkiye Kürtlere özerklik vermelidir. Böylece Türki­ye'deki Kürtlerle, Kuzey Irak'takiler bütünleşebilir." Amerikalı irtibat subayı Albay Preston Bughes, Türk Ge­nelkurmayına ne tavsiye etmişti: "Atatürk, devrim tarihi kitaplarından çıkarılmalıdır." Amerikalılar tarafından Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne telif ücretsiz yayımlanması için önerilen kita­bın ana fikri neydi: "Atatürk olmasaydı da Türk devrimi gene olurdu." Hayırsever (!) bazı Amerikan kuruluşları, para yardımı önerdikleri bazı işçi sendikalarımıza hangi koşulu getir­mişlerdir: "Atatürk'ü bırakın, Özal'a sarılın."
Ocak 1998
Alman Dışişleri Bakanı Kinkel'in "Öcalan terörden vaz­geçerse onu muhatap olarak kabul eder ve görüşürüz" sözleri, Almanya'nın PKK'ya siyasi bir kimlik kazandır­ma hazırlığında olduğunu göstermektedir.
İrticayı 1999 yılında öngören Prof. Dr. Cahit Tanyol
İmam Hatip Okullarının amacı din adamı yetiştirmektir. Fakat bu okullar fırsatlardan yararlanarak eski medreselerin hortlatılmasına zemin hazırlamıştır. RP'nin yer almış olduğu koalisyon döneminde meslek okullarına üniversiteye girme hakkı tanındı. Refah Partisinin bu kanunu çıkarmaktaki ama­cı İmam Hatip çıkışlıların devletin köşe başlarını tutmasını sağlamaktı. Bütün çabalarına rağmen yanız Harbiye'ye gire­mediler. Biraz mırıldandılar, pabuç pahalı geldi. Öğretim hakkı dediler. Devletin diğer örgütlerine sızmak suretiyel su­başlarına kendi adamlarını yerleştirdiler. Bir de görüldü ki, mülki idare başta olmak üzere, devlet mekanizmasının bütün köşe bucakları imam Hatip kökenlilerle doldurulmuş. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu onların eline geçmiş. **Üniversitelerin her dalında molla kılıklı öğretim üyelerinin sa­yısı çoğalmış, liselerde felsefe ve sosyoloji dersleri itelene­rek kapı önüne atılmış. Onların yerine, bütün sınıflara zorun­lu din dersleri konulmuş. Her üniversitede bir İlahiyat Fakül­tesi, her ilde bir İslam enstitüsü, sayısı yüz binleri bulan kız ve erkek imam Hatip Okulları ve bir o kadar Kur'an kursları, bütçesi ve kadroları alabildiğine şişkin bir Diyanet İşleri Baş­kanlığı, sayılı milyonların çok üstünde cami ve mescit yapma seferberliği... bütün bunlar tabanda bir siyasi sömürü ağının dayanakları. Şu anda Türkiye bir irtica ve din sömürüsüne teslim olmuş durumda. Şu anda Türkiye'de her gün Mene­men olaylarına taş çıkaracak irtica suçları işlenmektedir. Her gün üniversitelerin önü, camilerin çevresi polis kordonu altın­da. Yapılan gösterilerin amacı devleti çürütmek, kanunları iş­lemez hale getirmek. Türban gibi anlamsız bir olayın, ikide bir insan hakları maskesi altında Türkiye Büyük Millet Mecli­si'ni, Anayasa Mahkemesi'ni,
Türk ordusunu ve Türk devletini "tehdit"
Nurculuğun bir kolu olan Aczmendilerin lideri Müslüm Gündüz, 5 Ekim 1996 tarihinde, Milliyet gazetesinde ya­yımlanan röportajında şunları söylemiştir: Rejimin dipten kazınması lazımdır. Bugünkü rejim gitmek istemese de gidecektir... Biz devletin başındakilerin kendi kendine şeriatı tercih etmesini istiyoruz... devletin ba­şındakiler kendileri şeriatı seçmezlerse bunu halk getirecek. Ve Allah muhafaza o zaman çok kan akacak. Biz sulhcuyuz. Ancak bizim hakkımızdan bir milim taviz vermeyen bir sulh anlayışımız var. Biz emniyetten, hadiseden korkmayız... Öy­le öldürmeyle falan durmayız. Mecbur kaldık mı hiç bir usül ve kaide dinlemeyiz. Her birimiz ayrı bir komite vaziyetine geliriz... Ordunun akıllanacağı kanaatindeyiz. Bir nokta gelir ki ordu zayıf kalır. Ordu bir tane öldürür, bin tane öldü­rür, sonunda aciz kalır. İran hadisesinde olduğu gibi topye­kün bir millet ayağa kalktığı zaman ordunun yapacağı şey, ya millete katılmak, ya da kırmızı pasaportunu alıp yurtdışına gitmektir... Şeriat için üç aşama vardır. Kalple is­teme, dille isteme ve elle düzeltme. Şimdi üçüncü aşamaya gelindi. Ayrıca şeriat isteyen kimi başka örgütlerin de yeraltı­na kayma süreci başladı."