Bizde lakaydi, "gözlerimi kaparım, maaşımı alırım" anlayışı hâkimdir. Vazife anlayışı da herkesin önüne gelen sorunu bir üsttekine yazıyla bildirip pinpon topu gibi birbirine atmaktan ibarettir. Bizde görevliler, iradelerini kullanarak çözüm üretirlerse, onlara hesap soran çok olur. Çoğunlukla sonu da cezayla biter, Kabahat insanımızda değil, insanımızı bu tür davranışlara iten sistemdedir.
Şehirler canlıdır. Senin, benim gibi canlıdır şehirler. Şehir şefkat ister. Otomobiller daha kolay geçsin diye karnını yararsan, şehrin canı yanar. Şehrin canı olduğunun farkında değilsen, şehrin canının yandığını da fark edemezsin. Kulakların da yeterince hassas değildir, şehrin feryat ettiğini, inlediğini işitemezsin.
Gücü kim eline geçirirse, karşısındakini imha edebilir. Kendisi gibi olmayanı ortadan kaldırabilir. Zaten herkes kendisi gibi olmayanı ortadan kaldırmak istiyor. Kimse saklamıyor ne istediğini. Bu, hastalıklı bir hal.
O zamanlar içimdeki çocuk daha özgür, daha cesurdu. Dünya bu kadar soğuk değildi. Herkes yüreğiyle gülerdi birbirine. İnsan sesinden medet umulurdu. Eşyalar bir salgın hastalığa dönmemişti. Pencerelerin önünden başlardı gökyüzü ve toprak. Paylaşarak büyütürdü insanlar bir hazzı; paylaşarak yenerlerdi yalnızlığı. Kimse geri çekilerek tartmazdı ağırlığını. Kimsenin önemi zenginliğinden gelmezdi. İnsanın zenginliği güzelliğiydi.