Elhasıl: Hazine-i rahmetin en kıymetdar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi: "Bismillahirrahmanirrahîm"dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır. (Ondördüncü Lem'a/2. Makam/6. Sır) Lemalar - 102
Eşikten geçtikten sonra bir daha eski versiyonuna dönme ihtimalin kalmıyor.Bize acının hep gürültülü bir şey olduğu yalanını kim söyledi bilmiyorum ama fena inanmışız. Birinin darmadağın olduğunu anlamak için illa sinir krizleri falan bekliyoruz. Oysa gerçek acı, sabah 9 akşam 6 mesaisini asla aksatmıyor. Dışarıdan bakıyorsun, her şey tıkırında. Story'de kahve fotoğrafı, WhatsApp'ta emojiler, yeri geldiğinde yapılan o espriler... Ama içeride kolonlar çoktan çökmüş, sadece dış cephe ayakta. Çünkü acının en yıkıcı hali avaz avaz bağıran değil, dudaklarını birbirine mühürleyen halidir. İnsanların tuhaf bir empati tembelliği var. Birinin kötü olduğuna ikna olmak için kanıt, çöküş, bir yardım çığlığı istiyorlar. Bu sığ beklenti yüzünden bazı insanlar aniden sessize alır kendini. O enkazı kelimelere döksen, karşıdakinin bunu idrak edecek kapasitesi olmadığını iyi bilirsin. Anlatsan ne olacak? Üç tane fason kişisel gelişim aforizması satıp kendi hayatlarına dönecekler. Dünyanın en mesaisi bitmeyen işi, iyiyim taklidi yapmaktır. Zihninin içi şantiye alanı gibiyken dışarıya isviçre kasabası dinginliği sunmak adamın ruhunu sömürür. Gece olup yatağa uzandığın an başlayan o zihin harbi var ya... Kimsenin bileti yoktur o savaşa. Omuzlarına çöken ağırlığı sadece sen ve tavan bilirsiniz. Neden yalnız kalmayı seçiyorsun, insan içine karış, diyorlar. Çünkü kalabalıklar şifa vermiyor, sadece gürültü yapıyor. Bir noktadan sonra o zamanla geçer diyenlerin suratına boş boş bakarken buluyorsun kendini. Geçmediğini, senin sadece onunla yaşamaya alıştığını bilmezler. Bazı yaralar kahve masalarında konuşularak değil, kendi karanlığında sessizce taşıyarak kabuk bağlar. Şu anı yaşadıktan sonra zaten derdini de, yaranı da alıp sadece kendi sessizliğine temelli taşınıyorsun. Ben o sessizliği kendi
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Tarih, özellikle Osmanlı hanedanı, ilk bakışta sanıldığından çok daha tuhaf hikâyelerle dolu. 1. Fatih Sultan Mehmed’in annesinin kimliği hâlâ tartışmalıdır Fatih Sultan Mehmed’in annesinin kesin olarak kim olduğu konusunda tarihçiler arasında tam bir uzlaşma yoktur. Bazı kaynaklar Türk soylu olduğunu, bazıları ise Balkan kökenli olduğunu öne sürer. 2. Bir Osmanlı padişahı kafeste 39 yıl yaşadı II. Süleyman, tahta çıkmadan önce yaklaşık 39 yıl “kafes” sisteminde yaşadı. Tahta çıktığında 45 yaşındaydı ve hayatının büyük bölümünü sarayda gözetim altında geçirmişti. 3. Osmanlı tarihinde kardeş katli resmî kanun hâline getirildi Fatih Sultan Mehmed döneminde çıkarılan kanunnamede, devlet düzeni için kardeş katlinin uygun görülebileceği hükme bağlandı. Bu uygulama sonraki yüzyıllarda birçok şehzadenin ölümüne yol açtı. 4. Bir Osmanlı şehzadesi Papa’nın korumasında yaşadı Cem Sultan yaklaşık 13 yıl boyunca Avrupa’da yaşadı ve bir dönem doğrudan Papalık himayesinde tutuldu. Avrupa devletleri onu Osmanlı’ya karşı siyasi koz olarak kullandı. 5. Bir Osmanlı padişahı yangınları izlemeyi seviyordu IV. Murad’ın İstanbul’daki büyük yangınları yüksek yerlerden izlemeyi sevdiğine dair çağdaş kaynaklarda anlatılar bulunur. 6. Bir padişah tahttan indirildikten sonra gizemli şekilde öldü Genç Osman, Yeniçeriler tarafından tahttan indirildikten sonra öldürüldü. Bu olay Osmanlı tarihinde bir padişahın askerler tarafından öldürülmesinin en çarpıcı örneklerinden biridir. 7. Dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri Türk’tü Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olarak kabul edilir ve 1930’larda aktif uçuş görevlerinde bulunmuştur.
Ne kadar basit dimi, "5 6 kadın cinayeti!"
Günde 5-6 kadın cinayetinin işlendiği bir tabloda, artık kimse bunun yalnızca bireysel sapmaların toplamı olduğunu iddia edemez. Bu tek tek olayların ötesinde, insanın düşünce dünyasının, değer ölçülerinin ve hayat tasavvurunun sistemli biçimde aşınmasının acı bir neticesi. İnsan, küçük yaşlardan itibaren neyle beslenirse onunla şekillenir. İlk eğitimden başlayarak verilen her içerik, sadece bilgi değil, aynı zamanda hayatın anlamını da inşa eder. Eğer bu inşa, ahiret bilincinden kopuk, hesabı ve sorumluluğu dışlayan, insanı yalnızca dünyevi başarı ve haz eksenine sıkıştıran bir anlayış üzerine kurulursa; ortaya çıkan zihniyet, sınır tanıma duygusunu zamanla kaybeder. Sınırın kaybolduğu yerde ise hak, hukuk ve emanet bilinci yok olur. Bu kırılmayı besleyen insanın zihnini şekillendiren otorite merkezleridir. Allah’ın indirdiği ölçülerden bağımsız şekilde hüküm koyan her beşeri sistemin sahte ilahları insanın referans noktasını parçalar. Böyle bir düzende insan, mutlak hakikati sabit bir vahiyde değil, değişken beşeri kanaatlerde aramaya başlar. Helal-haram, doğru-yanlış, adalet-zulüm çizgileri netliğini kaybeder ve yerini sahte ilahların göreceli ve keyfi ölçüleri alır. Bu da insanın kendisini merkeze koymasına, yani fiilen kendi nefsini mutlak otorite haline getirmesine kapı aralar. Kul, sistem, ideoloji azgın bir tağut olur. Medya, yayın dünyası ve kültürel üretim ise bu zihniyetin yaygınlaşmasında güçlü bir rol oynar. Sürekli tekrar edilen şiddet filmleri, sorumsuz ve carkıp ilişki biçimleri ve aileyi zayıflatan filmler toplumun hassasayetini yerle bir etti. İnsan, maruz kaldığını normalleştirdikçe, anormal olan sıradanlaşti. sıradanlaşan şey ise artık tepki üretmez hale geldi. Cezaya dayalı mevcut düzen, suçu kökten önleyen bir caydırıcılık üretmeken
6 temmuzda hangi yolları kullanacağız ya her yer kapalı 🤦‍♀️
🎥 Film Tavsiyeleri 6 | A Man Called Otto (2022) ⭐ IMDb: 7.5/10 Otto, kurallarıyla yaşayan, insanlarla pek anlaşamayan ve mahallesindeki hemen her şeye karışan huysuz bir adamdır. Eşini kaybettikten sonra hayatı tamamen değişir. Tam her şeyden vazgeçmişken, karşısına taşınan yeni komşuları sayesinde hayatı beklemediği bir yöne doğru ilerlemeye başlar. İlk başlarda Otto’ya gerçekten sinir olmuştum. Sürekli her şeye söylenen biri gibi görünüyordu. Ama film ilerledikçe Otto’yu tanıdıkça ona bakışım tamamen değişti. Bir de Tom Hanks’in oyunculuğunu ayrıca söylemeden geçemeyeceğim. Otto karakterine gerçekten çok yakışmış. Bu filmi önermemin nedeni, açıkçası tek bir şeye bağlayamıyorum. Hikâyesi, karakterleri, oyunculukları… Hepsi bir araya gelince benim için unutamadığım filmlerden biri oldu. Eğer hâlâ izlemediyseniz bence kesinlikle bir şans verin.