"Eve ilk gittiğimizde mevsim kıştı, geceler soğuk oluyordu.
"Sen yatakta yat, ben yerde yatarım dedi." Ama ben kabul etmedim. Yer yatağına yatıp uyumaya koyuldum. Kolumdan tuttuğu gibi yatağa götürdü. Yanında boynum bükük yürüdüm. Öyle utanmıştım ki, birkaç kez tökezledim. O güne kadar kimse beni kendinden üstün tutmamıştı. Babam kışın ocağın olduğu odada yatar, beni en soğuk odaya yollardı.
Amcam yatakta yatar, ben tahta sedirde uyurdum. Evlendiğim zaman da, kocam yediğimin iki katı yedi, gene de gözünü tabağımdan ayırmadı."
Birlikte onun evine giderken bir manavın önünde durup bana,
"Portakal mı seversin, mandalina mı?" diye sordu.
Cevap vermeye çalıştım, ama sesim çıkmadı. O güne kadar kimse bana portakal mı mandalina mı sevdiğimi sormamıştı....
“Yengem, asıl ulemaların karılarını dövdüğü karşılığını verdi. Din kuralları böyle bir cezaya izin veriyordu. Dini bütün bir kadın kocasından yakınmamalıydı. Kadının görevi, kocasına sorgusuz sualsiz itaat etmekti.”
“Bakışlarında aşık olduğunu söyleyen bir şey var.
-İnsanın bakışlarında aşkı ele veren ne olabilir ki?
Bilmiyorum. Fakat özellikle senin, aşksız yaşayamayacak biri olduğunu hissediyorum.
-Ama ben aşksız yaşıyorum.
+ O halde yaşamın bir yalan; ya da hiç yaşamıyorsun.”