sultan

sultan
@Sultaydin28
نصيبك يصيبك ولو كان تحت الجبل zehرa 18’|𓆞 boxd.it/lu28L
Puan vermedi·109 syf.··
2026 35. kitabı
Baştan anladım. Gerçekten anladım. Ama yine de “olmaz” dedim. Olmasın diye içimden dua ettim. Oldu. Kitap boyunca umut var gibi ama aslında yok. Sadece insan kendini kandırıyor. En sinir bozucu kısmı da bu zaten: Her şey göz göre göre oluyor. Kimse durdurmuyor. Kimse gerçekten görmüyor. Bittiğinde ağlamadım bile. Sadece kardeşime döndüm ve ‘Diana’ların kaderi niye böyle?’ dedim.. Gerçekten neden böyle?
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
Reklam
Bir Milletin İlk Hikâyesi
Puan vermedi·232 syf.··
2026 23. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 21:54
İslamiyet öncesi Türk tarihine dair derli toplu, akademik ama aynı zamanda akıcı bir eser bulmak her zaman kolay değildir. Bu noktada Ahmet Taşağıl, alanında öne çıkan isimlerden biri olarak dikkat çeker. Özellikle Orta Asya Türk tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Taşağıl, eski Çin kaynaklarını doğrudan okuyabilmesi sayesinde Türklerin erken dönemlerine dair birinci elden verilere ulaşabilen nadir tarihçilerdendir. İslamiyet Öncesi Türkler, bu birikimin somut bir ürünü olarak karşımıza çıkar. Kitap, Türklerin İslamiyet’ten önceki yaşam biçimlerini, devlet teşkilatını, sosyal yapısını, inanç sistemlerini ve göç hareketlerini oldukça kapsamlı bir şekilde ele alır. Özellikle “Türkler nasıl yaşardı?”, “Devlet anlayışları nasıldı?” gibi temel sorulara net ve doyurucu cevaplar sunması, eseri hem akademik hem de genel okuyucu için değerli kılar. Okurken, bozkırın sert rüzgârını, çadırların düzenini ve törenlerin ruhunu adeta hissedersiniz. Kitabı okurken arka fona Altaylardan Tuna’ya açmayı unutmayın :D Ancak kitabın güçlü yanlarının yanında bazı yapısal zorluklar da dikkat çekiyor. Özellikle konuların işleniş sırasındaki dağınıklık, okuma akışını zaman zaman sekteye uğratabiliyor. Örneğin göç konusu detaylı şekilde anlatıldıktan kısa bir süre sonra Türk aile yapısına geçilmesi, ardından yeniden göç meselesine dönülmesi, okuyucuda bir kopukluk hissi yaratıyor. Bu tekrarlar ve konu sıçramaları, eserin sonlarına doğru okuma motivasyonunu bir miktar düşürebiliyor. Genel olarak bakıldığında, İslamiyet Öncesi Türkler, İslamiyet öncesi Türk tarihine ilgi duyan herkes için güçlü bir başvuru kaynağıdır. Yer yer akış problemleri yaşansa da içerik zenginliği ve akademik derinliği, bu küçük kusurları büyük ölçüde gölgede bırakır. Eğer Türklerin köklerine doğru bir yolculuğa
İslamiyet Öncesi TürklerAhmet Taşağıl · Yeditepe Yayınevi · 2022513 okunma
Bana Psikiyatri Randevusu Aldıran O Kitap!!
Puan vermedi·352 syf.··
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 01:49
Önce şunu söyleyeyim: Başlık şaka. Zaten o randevuyu alma fikri bu kitaptan önce aklımın bir köşesinde vardı. Plan yapar, erteleyerek bozar, sonra kendime kızardım. Odaklanmak isterdim ama zihnim başka yerlere kayardı. Hiperaktif değildim; dağınıktım. Bu kitaba, kendime biraz daha bilimsel bir yerden bakabilmek için başladım. Dağınık Zihinler – Gabor Maté Maté kitapta özellikle şuna dikkat çekiyor: Herkeste “hiperaktivite” görünmeyebilir. Bu yüzden DEHB yerine zaman zaman sadece dikkat eksikliğine vurgu yaparak “DEB” demeyi tercih ediyor. Çünkü mesele her zaman yerinde duramamak değil; bazen mesele tamamen zihnin dağılması. Ve kitap akademik bir tez gibi ilerlemiyor. Zaten en güçlü yanı da bu. Maté’nin kendisinin ve üç çocuğunun da Attention Deficit Hyperactivity Disorder tanısı almış olması, metni kişisel bir itirafa dönüştürüyor. Bu bir DSM maddeleri listesi değil; bu, bir babanın ve bir doktorun kendi evinin içinden yazdığı bir anlatı. Kitapta en çarpıcı nokta şu: DEHB yalnızca genetik bir yazgı değil; erken çocukluk stresi, bağlanma problemleri ve kronik duygusal baskı da beynin dikkat sistemini etkileyebiliyor. Yani “odaklanamamak” bir karakter zayıflığı değil. Sinir sisteminin verdiği bir yanıt. Maté özellikle prefrontal korteksin gelişiminden ve stres hormonlarının bu gelişimi nasıl etkileyebileceğinden bahsediyor. Ama bunu öyle klinik bir mesafeyle değil; kendi hayatındaki hataları, pişmanlıkları ve fark edişleri üzerinden anlatıyor. Bu yüzden kitap hem bilimsel hem kırılgan. Bir diğer önemli vurgu: DEHB’li bireylerin çoğu yaratıcı, sezgisel ve yoğun duyarlılığa sahip. Sorun kapasite eksikliği değil; dikkat ve duygu regülasyonu. Modern dünyanın sürekli uyaran bombardımanı içinde zaten hassas olan bir sinir sistemi daha da zorlanıyor. Kitabı bitirdiğimde
Dağınık ZihinlerGabor Mate · Hep Kitap · 20221,105 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 20:51
Mehmet B. abimle Veronika| Veronika Ölmek İstiyor benim için sadece bir roman değil, biraz da yazarıyla birlikte okunması gereken bir kitap. Paulo Coelho gençliğinde ailesi tarafından “normal değil” görüldüğü için üç kez akıl hastanesine yatırılmış ve elektroşok tedavisi görmüş. Bu bilgiyi öğrenince kitabı okurken her şey daha anlamlı geliyor. Çünkü anlatılan o dışlanmışlık, o toplumun çizdiği sınırlar… Hepsi bir yerden tanıdık ve gerçek duruyor. Hikâye kısaca şöyle: Veronika, dışarıdan bakınca hayatında büyük bir sorun yokmuş gibi görünen genç bir kadın. Ama içten içe büyük bir boşluk hissediyor ve intihar etmeye karar veriyor. Ölmediğinde ise gözlerini bir akıl hastanesinde açıyor. Doktorlar ona kalbinin zarar gördüğünü ve çok az ömrü kaldığını söylüyor. O noktadan sonra Veronika’nın hem kendisiyle hem de “normal” denilen kavramla yüzleşmesini okuyoruz. Okurken şaşırdım çünkü bu kitabın ana konusu intihar falan değil; aslında hayatın anlamını tekrar öğrenmek. Veronika ölümün kıyısında olduğunu sanarken aslında kendi benliğini keşfetmeye başlıyor. Beni en çok etkileyen kısım da bu oldu: hayatı kaybetmekle yüzleşince, onu gerçekten görmeye başlamak. Hatta aşka kavuşmak :) Bu yüzden bu kitabı gerçekten çok sevdim. Mehmet abimle okumakta çok keyifli bir deneyimdi. Kitabı tavsiye ediyorum. İyi okumalar…
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,4bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 19:48
Abbas Sayar’ın Yılkı Atı adlı eseriyle yolum tamamen tesadüf eseri kesişti. Kuzenim, uzun bir aradan sonra yeniden okuma alışkanlığı kazanabilmek için kısa ve etkili bir kitap arayışındayken bu eseri almış; ben de bu vesileyle Yılkı Atı ile tanışmış oldum. Kitabı okumadan önce “yılkı” kavramına yabancıydım. Yılkı; artık işe yaramadığı düşünülen, bakımı masraflı görülen atların doğaya, çoğu zaman ölüme terk edilmesi anlamına geliyor. Abbas Sayar, romanında bu terk edilişi yalnızca bir atın kaderi olarak değil, insanın vicdanıyla yüzleşmesi olarak ele alıyor. Eser, bir zamanlar Üssüğün İbrahim’e pek çok yarış kazandırmış, gençliğinde köy halkının imrenerek baktığı Doru’nun hikâyesi etrafında şekilleniyor. Gücüyle ve hızıyla değer gören bu at, yaşlanıp yük olmaya başladığında yokluğun ve çaresizliğin gerekçesiyle yılkıya bırakılıyor. Roman, Doru’nun kışın en sert günlerinde, doğanın acımasızlığıyla baş başa kaldığı bu süreçte yaşadıklarını anlatırken; soğuk, açlık ve birliktelik içinde verilen bir hayatta kalma mücadelesini gözler önüne seriyor. Bu kış, insanoğlunun nankörlüğünün açıkça görüldüğü bir zamana dönüşüyor. Kitabı elimde olmasına rağmen aynı zamanda sesli olarak da dinledim ve iyi ki böyle yapmışım diyorum. Eserin büyük ölçüde Anadolu ağzıyla kaleme alınmış olması, anlatıya ayrı bir sahicilik katıyor. Seslendirmeyi yapan İsmet Numanoğlu’nun bu dili son derece doğal bir şekilde kullanması, metni daha da etkileyici hâle getiriyor. Yer yer gülümseten, yer yer insanın içini burkan bu anlatım, okuma sürecini oldukça keyifli bir deneyime dönüştürüyor. Yılkı Atı, atların yaşamı üzerinden insanın değer anlayışını sorgulatan; kısa olmasına rağmen etkisi uzun süre devam eden bir eser. Kapağını kapattıktan sonra bile insanın zihninde kalmayı başarıyor. Bu yönüyle,
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
Reklam